Kapat Televizyonu Anne! (2)

Bir önceki yazımda; televizyonun hayatımızdaki kaçınılmaz yerinden, herkesin evinde TV izlediği en yoğun saatlerdeki programların basitliğinden, alternatif dizi yelpazesi seçkisinden ve bu seçkilerin de ''Halk bunu istiyor'' tadında bize dayatılmasından bahsetmiştim. Bahsetmediğim daha vahim durum ise çocuklarımızın televizyon bağımlılığıydı.

 

Ve çocuklarımız...

Kumandanın gerçek hakimleri...

 

Biz yetişkinler, o ya da bu şekilde kendi tercihlerimizin esirleriyiz. Oysa çocuklar için; hareketli bir akışı olan veya ''pembe'' olan her görüntü onları ekrana kilitleme potansiyeli taşıyor. Bazen kızım, dalmış bir şekilde, pembe giysili, perili, prensesli şeyleri izlerken; ben de kendimi, dalmış bir şekilde onu izlerken buluyorum. Yine de kız çocuğu olanlar daha şanslı diye düşünüyorum. Tek sorun her faydalı yiyeceğin pembesini bulamıyoruz. :) Afacan oğlan çocuklarının durumu ise daha vahimmiş gibi geliyor. Bazen onların neler izlediklerine tanık olunca nutkum tutuluyor. Savaşçılar, dövüşçüler, uzaylılar, canavarlar, zombiler, neler neler... Zaten yediklerinden midir nedir, günümüzdeki çocuklarda bir hareketlilik söz konusu olup, son 10 yılda hiperaktivite kelimesi ile samimiyetimiz doruğa çıkmış iken, içinde enerji patlaması yaşayan çocuk; üç metre karelik servis aracı içinde veya 10 metre karelik sınıfta ne yapacağını şaşırıyor... İzlediği sözde çizgi filmler ise ona, bu enerji patlamasını nasıl tüketeceği yönünde kısmen yol gösterici oluyor...

 

Aslında ebeveynlerin; çocukları, istemeden de olsa televizyona yönlendirmeleri yine aynı sebepten oluyor. Devamlı hareket halinde olan çocuğun, hareket etmeden durduğu tek an; çoğu zaman televizyon izlediği an olduğundan, televizyon; bizler için de bir ''mola'' olabiliyor. Çocuk; izleyerek, aynı heyecanı içinde yaşarken, biz onun uslu durduğuna inanıyoruz. ''Us''landığına inandıkça televizyona yönlendiriyor; televizyona yönlendirdikçe de aslında enerjisini pompalıyoruz. Bir çeşit kısır döngüye giriyoruz. Belki de bir miktar nefes almak için yaptığımız bu hayat hilesi; bize çok daha pahalıya mal oluyor.

 

Diğer taraftan siz; olur da çocuğum, ana haber bültenlerindeki kim kimi kesmiş, kim kime tecavüz etmiş, kim kime hangi küfürü etmiş haberlerini duymasın da kendi ''çocuk kanalları''nı izlesin derseniz, durum daha elim bir hale dönüşebiliyor. Zaten çoğu zaman keşfedemediğimiz, kendi gizemli iç dünyalarına ve bilinç altlarına, bu çizgi filmler sayesinde ne tür mesajlar alıyorlar düşünmeden edemiyorum. Ama kötü kalpli üvey anne, ceylanın kalbini söken avcı, babaanneyi yiyen kurt, araba çarpıp sakat kalan Pollyanna, Türk dizilerine taş çıkartan Kibritçi Kız, hizmetçi muamelesi görev zavallı Cinderella'nın dünya klasikleri arasında olduğunu düşünürsek, çizgi filmlerinin yapılması kaçılmaz oluyor. Çizgi film yine iyi, daha geçen Hansel ve Gretel'in korku filmini yaptılar. Çocukluğunda masalını dinlemiş, tadına doyamamış büyükler için...

 

Sonuç olarak benim; annesine tapan, hayvanları insanlardan daha çok sevdiğini düşündüğüm, babaannesi en iyi arkadaşı olan Kızım'a izlettirecek televizyonum yok.

 

Kapatın televizyonu anneler, sizi de kandırıyorlar...

 

Mustafa GÖKÇEN

 




Sayı 31 (Mart - Nisan 2016)

Bu yazı 1538 defa okundu.