İnsan, Ölüm Ötesi ve Berzah Âlemi

Kur’an’ı kerim Dehr Suresi 1–2:

İnsan üzerinden zamandan öyle bir süre geçti ki, o süre içinde insan anılmaya değer bir şey değildi. Biz insanı karışık bir pıhtıdan yarattık. Onu deneyeceğiz. Bunun için onu duyuş ve görüş sahibi yaptık.”

 

Müfessir S.Ateş:

Yüce Allah, âlemi bir tekâmül kanununa göre yaratmıştır. İnsanı vücuda getirmek için önce inorganik maddeleri yaratmış, bunları süze süze, bitkileri vücuda getirmiş, bitkileri de olgunlaştıra, olgunlaştıra canlıları yaratmış, canlıları geliştire geliştire Âdem’i ortaya çıkarmıştır...”

 

Değerli okurlarım, her insan öldükten sonra diriliş umuduyla yaşar.

Ölümsüzlük arayışı bir yanı ile insanın vazgeçilemez tutkusudur.

Öte yanı ile de insanın fıtraten sahip kılındığı aslî bilginin açığa çıkışıdır.

Gerçek şudur: İnsan ruhu ölümsüzdür. Ölen, insanın bedenidir.

Kitabı, insanı ve kâinatı okuyanlar, hayatın titreşen her zerresinin bir mucizeyi yansıttığını görür.

Bu, yaşam mucizesidir. Gözle görülemeyen mahiyeti bilinemeyen bir muhteşem enerji ( kudret) titreşim halinde dönen her zerreye, devasa boyutlardaki küresel âleme, hayat vermektedir.

İnsan için diriliş, Tanrısal bir vaat olarak haktır.

Diriliş nasıl ne şekilde olacaktır?

Kur’an-ı Kerim, kıyamet günü İsrafil adlı meleğin Sur’a üfleyerek yapacağı çağrıyla, canlıların dirilip mahşerde toplanacağını, Yüce Divan’da yargılanacaklarını, Cennet’e ya da Cehennem’e gönderileceklerini haber veriyor.

Peki, kıyametten önce ölenlerin ruhanî varlıkları nereye gidiyor?

İnsan ruhları kıyamet vaktini nerede bekliyorlar?

Bu sayıdaki yazımız işte bu soruların cevaplarını arıyor:

 

Bilimsel Arayış Süreci Ve Taraflar

 

Descartes, “ Düşünüyorum, o halde varım “ demiş...

Feylesof Piskopos Berkeley, “ Varlıklar âlemi yanılsamadan ibarettir” deyince

Dr. Johnson ayağını taşa vurarak, “ Bakın ayağım taşa değdi o halde taş da ayağım da var, yanılsama yoktur “ şeklinde yanıt vermiş.

( İyi de... Taş da, duyduğu acı da yanılsama yani algıdan ibaret olamaz mı?

Düş ortamında acı da mutluluk da hissetmiyor muyuz? )

 

Ateistlerin babası kabul edilen Antonhy Flew, 1980’li yıllarda fikrini değiştiriyor, “ Özür Diliyorum Tanrı Varmış “ adlı kitabını yazıyor. Üstadı bu dönüşü yapınca, bağnaz ateist yazar Richard Dawkins çılgına dönüyor Flew’i saldırgan bir üslûpla eleştirmeye başlıyor.

( Dünya böyledir işte!

Dünkü yoldaşların gün gelir amansız karşıtın oluverirler.)

 

Değerli okurlarım düşünürler tarih boyunca var oluşu, Tanrı’yı, dinleri, kâinatı ve insanı, özetle söylersek; yaşam mucizesinin sırlarını sorguladılar.

Zamanla bilim dünyası içinde taraflar oluştu.

Bazı düşünürler “ Tanrı vardır “ bazıları da “ Yoktur “ dediler.

Bir kısmı, her şeyin algıdan ibaret olduğunu, bazıları da tam tersini iddia ettiler.

Yukarda naklettiğimiz anekdotlar, bin yıllardır devam eden tartışmadan sadece bir kaç örnektir.

Tartışma, daha doğrusu arayış bitmedi, sürüyor.

İnsan, hayat macerasının sırlarını merak ediyor, cevapları arıyor...

Ölüm ötesi var mı, varsa mahiyeti nedir? “ diye soruyor.

Sorular ortada...

Cevaplar nedir birlikte görelim:

 

İnsan nedir?

Çağdaş bilim insanı bedenden ibaret bir varlık olarak ele alır, insana dair bir evrim öyküsü anlatır.

Bu anlayışın yaptığı tarife göre insan; şempanze, gibon, orangutan ile homineideo (insansılar) üst familyasında bulunan bir primattır; günümüzdeki haline geçirdiği “ evrim “ sonucu ulaşmıştır.

( Primat maymun demektir.)

Evrimci anlayışa göre insanın dünya sahnesine çıkış öyküsü şöyledir:

 

Evrim Teorisine Göre İnsan

Dünya 4, 6 milyar yaşındadır.

Evrim teorisine göre insanın atası hominidlerdir (homo habilis). Hominid kalıntılarına en çok, şempanze ve gorillerin yaşadığı doğu ve güney Afrika’da rastlanmıştır.. Hominid fosillerinin yaşı radyoaktif tarihleme yoluyla hesaplanmış, yeryüzü üzerinde 5 ya da en fazla 6 – 6, 5 milyon yıl kadar önce görüldükleri saptanmıştır.

Bu süre, Dünya’nın yaşının yaklaşık olarak binde biri kadarı dolayındadır.

Dolayısıyla insan yeryüzünde yenidir.

İnsanın öyküsü bu kadar mıdır?

Hayır, evrimleşme sürecinin öncesi de var.

Modern bilim insana dair bir soy ağacı veriyor.

Söz konusu soy ağacına göre insanın evrimi bitki düzeyinden başlıyor; bakterilerle devam ediyor; hayvan düzeyine ulaşıyor... Yoluna devam ediyor,memeli hayvan düzeyine ulaşıyor; böcekçiller, keseliler derken primat aşamasına geliniyor.

İnsansılar evrimin primatlardan sonraki aşaması oluyor.

Bitti mi? Bitmedi, sırada nearderthal insanı var. Homo sapiens yani akıllı insan ise ondan sonra. Nearderthal insanı günümüzden 250.000 yıl önce görülüyor.

Homo sapiens ise günümüzden yaklaşık 40.000 yıl önce ortaya çıkıyor.

Antropolojinin ve evrim kuramının tanımladığı insan budur... Ve görüleceği üzere çağdaş insan, Dünya’nın son 40.000 yılında vardır. Dünya Gezegeni ise 4,6 milyar yaşındadır.

4,6 milyar yıldan 40 bin yıl düşüldüğünde geriye çok uzun bir süre kalır... Yani insan için yeryüzünde yenidir demek yeterli olmaz; “ İnsan Dünya’da çok yenidir “ demek daha doğru olacaktır.

Peki, özetleyerek anlattığımız evrim öyküsü, bütünüyle kanıtlanmış mıdır?

Hayır. Ne fosil kayıtları ne de başka bulgular evrim teorisinin tamamını doğrular mahiyette değildir. Zaten kanıtlanamadığı içindir ki adı “Evrim teorisi” dir...

 

İnsan Maddeden mi İbaret

İnsan akıl sahibidir, duyguları vardır, düşünebilme kapasitesi geniştir, yeryüzü üzerinde sonsuzu algılayıp yorumlayabilen tek varlıktır.

Salt maddeden ibaret olduğunu söylemek, insanı tanımlamaya yetmiyor.

Neden? Çünkü insanın ruhsal yanı da var... Ve insan bu yanının farkında... Farkında çünkü insanların ruhsal yanları tezahür ediyor, kendini ortaya koyuyor, varım, diyor.

Bu realiteyi dikkate alarak bakanlar, insanı, ruh maddeden meydana gelen bir varlık olarak algılıyor ve o şekilde tanımlıyorlar.

 

Düşünürler bu konuda da bölünmüş durumdadırlar. Bazı bilim çevreleri, insan ruhunu gözle göremedikleri elle tutamadıkları ölçüp tartamadıkları için, yok saymışlardır.

Böyle düşünenlere göre insan; rastlantı sonucu olarak hayata gelir; öldüğünde varlıklar âleminden silinir gider. Maddeci anlayışın insanın ruhsal boyutuna dair anlatabileceği bir öyküsü yoktur.

Peki, insanı ruhsal boyutu ile nasıl tanıyacağız?

Değerli okurlarım insan ile ilgili bilgileri ilahî vahiy pınarından alabiliyoruz.

Şimdi o pınara gidelim insana dair neler söylüyor birlikte görelim:

 

Kur’an’a göre insan

Değerli okurlarım önce yaratılış ile ilgili bilgileri kısaca paylaşalım:

Kur’an, kâinatın yaratıcısının sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Allah olduğunu bildirir.

* Yaratma/yaratılışla ilgili ayetlerin bütünü birlikte göz önünde bulundurulduğunda, yaratılışın bir anda yokluktan varlığa çıkma şeklinde değil de, bir süreç içinde tedrici olarak gerçekleştiği şeklindeki yorumun Kur’an’daki anlatıma daha uygun düştüğü görülür.

Ankebut Suresi 29. Ayet bu yorumu destekler mahiyettedir: “ Görmüyorlar mı, Allah yaratmaya nasıl başlıyor ve onu tekrarlıyor. Şüphesiz bu Allah’a kolaydır.”

 

Şimdi Yüce Kur’an’ın anlattığı insana bakalım:

** Kur’an insandan söz ederken iki ifade kullanır:

İnsan topraktan yaratıldı.” (Enam, 2; Hicr, 28; Sad, 71 ayetleri) ve

İnsan Allah’ın bir nefhasıdır.”(Hicr, 29.ayet)

 

Böylece Kur’an, insanın varlık yapısında iki alanın birleştiğine dikkat çekiyor:

Bunlardan biri ölümlü alan yani beden, ikincisi ölümsüz alan yani ruhtur.

Bu iki alanı ifade için ölümlü-ölümsüz, beşerî-ilahî, fenomen - numen ayrımları kullanılabilir. Sufîler bu ayırıma nâsut-lâhut, şeklî-aslî, kalıp-öz vs gibi ifadelerle dikkat çekmişlerdir.

Şöyle veya böyle, insanda, biri evrimin konusu olan ve insanın diğer varlıklarla ortak yanını gösteren bir beden alanıyla, yalnız insana özgü bir madde üstü alan vardır.

İnsan madde üstü alanı ile öteki varlıklardan üstün onlardan ayrı; bedensel (maddesel) yanı ile onlarla beraber ve laboratuar konusudur.

Kur’an insanı ahlakî varlık olarak ele aldığı için, onun metafizik veya tıbbî yapısına öncelik tanıyan bir yaklaşım sergilemez. Kur’an, insanı, özü bakımından Yaratıcı Kudret ile birleştirdiği için insanın ölümsüz yanına ilişkin fazla söz söylemesi beklenemez.

İnsanın Yaratıcı Kudret ile birleşmesini sağlayan, Cenabı Allah’ın bir nefesi (ilahi nefhası) oluşudur. İnsanın özü, ölümsüz yanı işte o İlahî nefhadır.

 

İnsanın, toprak ve ilahî nefha gibi iki alanın birleşmesi olarak sunuluşu bizi şu sonuçlara götürür:

Bir kere insan, toprak yanıyla bir evrimleşmenin konusudur.

Pozitif bilimler alanına giren fizik insan; hastalığın, doğmanın, ölmenin yıpranmanın içindedir. Kur’an’ın bahsettiği ıstıfa (seleksiyon) ve tesviye ( insan yaratılışının kıvama getirilmesi) bu fizik yapıdadır.( Bakınız Ali İmran, 33; Nahl, 59; Fatır, 32; Kıyame, 36; secde, 9; Hicr, 29)

 

İnsanın ilahi nefha oluşunun bir uzantısı da şudur:

İnsan Allah’ın yeryüzündeki en seçkini ve ilahî emanetin, yani varlığın gayesini gerçekleştirme borcunun taşıyıcısıdır. ( Bakara, 30; Ahzap, 72)

Bu ödevini yerine getirmesi içindir ki, varlık, insanın emrine verilmiştir.

Kur’an buna teshir ( insan dışındaki varlıkların insanın emrine verilmesi) demektedir.”

 

Kur’an şöyle diyor:

İnsan üzerinden zamandan öyle bir süre geçti ki, o süre içinde insan anılmaya değer bir şey değildi. Biz insanı karışık bir pıhtıdan yarattık. Onu deneyeceğiz. Bunun için onu duyuş ve görüş sahibi yaptık.” (Dehr, 1-2)

 

Prof.Dr. Müfessir Süleyman Ateş:

İnsanın bir evrim geçirdiğinden şüphe yoktur. Fakat bu evrim, tamamen kendi kökünden gelen bir evrimdir, bir hayvanın olgunlaşarak insan olması şeklinde bir evrim değildir.

Çünkü tabiatta türler sabittir, değişmez.

Hiçbir tavuğun yumurtasından kuş olmaz, arslanın yavrusu köpek olmaz.

Hâsılı her hayvan, Allah’ın koyduğu bir kanun ile kendi cinsini korumaktadır.”

 

Yüce Allah, âlemi bir tekâmül kanununa göre yaratmıştır. İnsanı vücuda getirmek için önce inorganik maddeleri yaratmış, bunları süze süze, bitkileri vücuda getirmiş, bitkileri de olgunlaştıra, olgunlaştıra canlıları yaratmış, canlıları geliştire geliştire Âdem’i ortaya çıkarmıştır.”

 

İnsanda Işıkla Karanlığın Diyalektiği

Değerli okurlarım, Kur’an, insanın yüce görevini ortaya koyar. İnsana İlahî Takdir tarafından verilen

İmkânları anlatır. Kur’an aynı zamanda insanın nankör, bozguncu, kan dökücü, doymaz ve azgın yanlarını da belirtir. Böylece Kur’an’ı Kerim’de insanın kutuplu yapısının haberi verilir; insan hem “eşrefi mahlûkattan”dır, yani şerefli ve yüksek onurlu bir varlıktır; hem de, “diplerin en dibine indirilmiş kötücül süfli (aşağılık) yanları olan” yaratıktır. Görüldüğü üzere insan ruh ve maddeden oluşurken nasıl kutupluysa, nitelikleri bakımından da öyle kutupludur.

Bu durum neden böyledir; insan yalnızca iyi, güzel ve yüksek ahlâklı yaratılamaz mıydı?

Allah isteseydi elbette olurdu.

“ Ancak, emanet taşıyıcılık sırrı insanın yalnız melek veya sadece bir iblis varlık olmamasını gerektiriyor. İnsanın yüceliği her iki kutbun beraberliğindedir. “

 

İlahî takdir insanın tekâmülünü, fıtratındaki iki kutbun diyalektiğine bağlamıştır; özetle, dünya hayatı sırasında insan iyi ile kötü, ışık ile karanlık arasında, metronomun kolu gibi gider-gelir. Böylece yaptığı tercihlerle ya melek gibi saf ve temiz olmaya yaklaşır, ya da; şeytanîleşir, iblislik hali kazanır.

Değerli okurlarım, sözünü ettiğimiz diyalektik kıyamette çözülecektir:

Yüce Yargıç’ın huzurunda hesap verilecektir. İlahî Adalet hükmünü verdikten sonra iyi ile kötü ayrışacak kendi yollarına yani; cennete ya da cehenneme gideceklerdir.

 

Ölüm Ötesi

Ölümle silinip-yok olma düşüncesi, insanlığın temel endişesi, derin fıtrî korkusudur.

Peki, hakikat nedir? Hakikat, ölümün son değil, sonsuz yaşama geçişin ( dünya hayatından ayrılışın) kapısı olduğudur.

Ölüm kapısından geçen ( bir bakıma ahiret yaşamına doğan) insan ruhu nereye gider?

Kur’an bize bu sorunun cevabını şöyle veriyor:

Ölenlerin bedenleri toprağa iade edilir, ruhları Berzah / Kabir Âlemi’ne geçer.

( Kabir Âlemi ifadesinden, cesetlerin gömüldüğü mezar anlaşılmamalıdır; berzah ya da kabir alemi Yüce Kur’an’da haber verilen ayrı bir boyuttur.)

Peki Berzah Âlemi’nin mahiyeti nedir?

 

*Berzah

(Ölüm-ahiret arası âlem)

 

“ Kur’an-ı Kerim’de üç yerde geçen berzah terimi, iki şeyin arasını ayırma nesne veya geçit demektir. Esas ahiret hayatıyla dünya hayatının arasını ayıran sürece de berzah denmektedir.

İlk müfessirlerden Mücahid b.Cebr bu terimin Kur’an bünyesindeki anlamına işaret ederken şöyle diyor: “ Berzah, ölümle haşir arasında kalan süredir.”

Kur’an, ölüm sonrası hayatımızın bir kısmının geçeceği âleme Berzah Âlemi diyor.

 

Bu konuda Müminun Suresi, 99 ve 100. ayetlerde Cenabı Allah şöyle buyuruyor:

Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: “Rabbim beni geri döndürün; /döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım. Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”

 

Kur’an’da berzah hayatının niteliğinden bahsedilmez.

Ancak, İslâm tasavvuf literatürü berzah konusunda çok zengin bilgiler sunmaktadır.

Müslüman mistiklerin ruhsal deneylerine dayanarak verdikleri bilgilere göre berzah hayatı bir tür rüyadır. Öyle bir rüya ki, müstesna ruhlar bir yana, o rüyadan uyanış ancak ahiretle mümkün olur.

Bu rüya her ferdin, ahirette hak edeceği karşılığa uygun bir seyir içinde geçer.

Ahiret hesaplarını başarılı bir şekilde verecek benliklerin berzah hayatları mutluluk ve güzelliklerle, diğerlerinin ki ise acılar ve sıkıntılar içinde geçecektir.

Tasavvufun tespitlerine dayanarak şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz:

Berzah âleminde insanın tekâmülü devam edecektir.

 

Berzah’la ilgili tespitleri değerlendiren İslâm düşünürü Muhammed İkbal şöyle diyor:

Berzah hali basit bir bekleme hali olmaya benzemiyor. O benliğin, realitenin yepyeni görünüşlerine tanık olduğu bir varlık halidir. Öyle bir hal ki, benlik kendini, karşılayacağı yeni oluşlara orada hazırlar.”

 

* Şah Veliyullah Dehlevi: “ Berzah âlemi bu alemin kalıntılarından başkası değildir..”

 

Kur’ansal kavramlara, özellikle bunların ölüm ötesiyle ilgili olanlarına en doyurucu açıklamaları getiren bilginlerden biri olan Şah Veliyulllah Dehlevi, berzah konusunu şöyle özetliyor:

“ Bil ki, insan ölünce toprağa bağlı cesedi dağılır, çürür, ( geriye) ölümsüz benliği (nutki benlik) kalır. Böylece, meleklik denen hal zuhur eder, hayvansallık söner.

Berzah âleminde insanlar muhtelif gruplar oluştururlar.

Bir kısmı uyanık haldedirler ki, bunlar nimet ve azaba muhatap olurlar.

Bir kısım berzahlılarsa tam uyanık değillerdir. Bunlar rüya halindedirler.

Bunlar ahirette de uyanmazlarsa berzahı gerçek sanırlar.

Bir kısmı da meleklik ve hayvanlığın ortalarında yer aldıkları için basit bazı varlıklara katılırlar. Kısacası, berzah âlemi bu âlemin kalıntılarından başkası değildir...”

 

* Muhyiddin Arabi: “ Berzah, bilinenle bilinmeyen, olanla olmayan, menfi ile müspet vs. arasındaki ayırıcı (fasıl)dır. Aklın kavrayabildiği (kabul) ile kavrayamadığı arasındaki ayırıcıya da berzah denir. “

 

İbn Arabi, Kur’an’daki berzah kavramını değerlendirirken şu yolda bir kanaat sergilemiştir:

“ Berzah, bilinenle bilinmeyen, olanla olmayan, menfi ile müsbet vs. arasındaki ayırıcı (fasıl)dır. Aklın kavrayabildiği (kabul) ile kavrayamadığı arasındaki ayırıcıya da berzah denir.

Berzah, hayalden ibarettir. Aynaya bakanın onda kendi suretini görmesi bu türdendir. Suret bakan için hem vardır, hem de yok. Aynadaki sureti bilir ki o kendi suretidir, ama o suretin ayna olmadığında vücudu/varlığı yoktur... (bk.El-Fütuhat, 1/304-307) “

 

Ölen kimseler nereye gidiyorlar?

Dinî kaynaklardan öğrendiğimize göre insanların ölümü sadece bedensel olacaktır. Ruhları ise canlıdır. Kabre konulan insanlar kıyametin kopmasını beklerler. Ölümle başlayıp yeniden dirilmeye kadar devam edecek olan hayata kabir hayatı denir.

Peygamberimiz (s.a.v) “ Kabir, ahiret duraklarının ilkidir.” buyurarak, ölümle ahiret hayatının başladığını ifade etmiştir.

Berzah Âlemi gibi daha bir çok sır var değerli okurlarım. Ama gözden kaçırmamamız gereken bir gerçek var ki, o sır değil; yaşadığımız dünya hayatı ve dünyasal değerlerin hepsi geçicidir.

Burada ne ekersek ahiret hayatında onu biçeceğiz.

Hoşça kalın.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  • İnsan Bilimi (Antropoloji ): İnsanın kökenini, evrimini, biyolojik özelliklerini, toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim, insan bilimi.
  • Konularına göre Kur’an, Doç.Dr. İlhami Güler, “ Yaratılış ve Varlıklar “ Bölümü.
  • Prof.Dr. Y.N.Öztürk, Mevlana Celaledin Rumî Ve İnsan, Kur’an’da İnsan bölümü.
  • Prof.Dr. Müfessir Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi Hz. Adem md.
  • Prof. Dr. Y.N.Öztürk, Kur’an’ın Temel Kavramları.
  • Şah Veliyullah Dehlevi, Hüccet-ül Baliga.
  • Muhyiddin Arabi, Fütühatul Mekkiye.
  • İnternet Wikipedi, İnsan.



Sayı 13 (Mart - Nisan 2013)

Bu yazı 6350 defa okundu.