Hatay Sorunu ve Atatürk

hatay111

Tarih 10 Ocak 1937’dir.
Atatürk, hasta, yorgun ve mevsimin kış olmasına karşın, İstanbul’a tekrar gelmiştir. Amacı, Hatay konusu ile ilgili gelişmeleri İstanbul’dan izlemektir.  Özel treni ile Haydarpaşa Garı’na giren Atatürk, kendisine sevgi gösterilerinde bulunan İstanbullulara şapkasını çıkarıp selâm vererek karşılık verir ve Dolmabahçe Sarayına gider.

25 Ocak 1937 günü Kurun (Vakit)* Gazetesi’nde ilginç bir makale yayınlanır. Makalenin altında Asım Us** imzası vardır. Konusu, Hatay sorunudur. Makalede şöyle der: “Başbakan İsmet İnönü 15 gün evvel Hatay sorunu üzerinde konuşurken ‘15 gün bekleyiniz’  demişti. Türkiye Cumhuriyeti devletine ve onun hükümetine hitap ediyoruz: 16. gündeyiz. Vaziyet nedir? Bizi, Türk milletini yeniden aydınlatınız”.  Makale bir eleştiri yazısı olmakla birlikte işin aslını bilenlerde şok etkisi yaratır. Çünkü Asım Us, “Kurun” (Vakit) Gazetesi’nin başyazarıdır. Dönem tek parti dönemidir. Ve bir başyazarın İnönü ve hükümeti hakkında böyle eleştiri yazması cesaret işidir. Ancak bu kez durum farklıdır. Hükümeti eleştiren yazılar yazan bu kalemin gerçek sahibi, Mustafa Kemal Atatürk’tür.  Atatürk,  dönemin en güçlü gazetesi olan “Kurun”  Gazetesi’nde arka arkaya beş makale yazar. Bu makalelerinde amacı Hatay sorununu en kısa zamanda çözmektir. Bu amaçla Fransa’yı olduğu kadar dönemin İnönü Hükümeti’ni de ağır bir dille uyarmaktan kaçınmaz.


Hükümeti eleştiren yazıları yazan bu kalemin gerçek sahibi, Mustafa Kemal Atatürk’tür. İlk üç yazısında Fransa’yı eleştiren Atatürk; Fransa’nın işleri yokuşa sürmemesini ve Türkiye’yi Osmanlı Devleti gibi zannetmemesi gerektiğini ifade ettikten sonra, takip ettiği politikalarla dost Türkiye’yi kaybetmek üzere olduğunu belirtir. Dördüncü yazısında Başbakan İsmet İnönü’ye seslenen Atatürk, Hatay meselesinin hangi aşamada olduğu hususunda ondan bilgi istemektedir. Beşinci ve son yazısında ise kendisi Hatay davasında Türkiye’nin haklı olduğunu vurgulamakta ve Fransa’ya üstü örtülü bir şekilde gözdağı vermektedir.


Atatürk’ün Kurun Gazetesi’nin 23–27 Ocak 1937 tarihleri arasında çıkan söz konusu yazılarından bazı önemli kısımlar şu şekildedir:


23 Ocak 1937 tarihli Kurun (Vakit) Gazetesi’nde Atatürk, gazeteci Asım Us’a yazdırdığı başmakalede Fransa’ya şöyle hitap eder: “Acaba Fransız devlet adamlarının bu işi böyle çıkmaza sokmaktan amaçları ne olabilir? Doğrusunu söylemek gerekirse biz bunu anlıyoruz.  Anladığımızın açıklaması da şudur: Fransa’nın başına her nasılsa baş diye üşüşmüş olan bu efendiler, idare etmekte oldukları büyük Fransız Milleti’nin nasıl idare olunacağını bilmedikleri gibi Hatay sorunu ile millî alâka güden yeni TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin haklarını müdafaa ve gereğinde onların yerine getirilmesi için göstereceği fiilî enerjiyi de takdirden uzak bulunmaktadırlar.”

hatay222


Atatürk, “Zavallı Fransa” başlığı ile yazdığı ikinci başyazısında ise Fransa’yı daha sert bir dille uyarır: “Paris’te Kedorseg denilen bir yer vardır ki, Fransa’nın Dışişleri Bakanlığı olarak tanınmıştır. Bu yer, acaba, Fransız Milleti’nin ve devletinin hakikî menfaatlerini, ciddi bir şekilde sezerek, yerinde müdahale eden uzak görüşlü diplomatların çalıştığı yer midir? Yoksa bir takım anlamsız ve formüllere saplanarak hakikati, dosyaların içeriğine feda edecek kadar dalgın ve dar görüşlü bürokratların yeri midir? İsmi, asırların hatıraları arasına karışan Kedorseg’ın yeşil masasında oturanlar, İnsan Hakları Bildirgesi’ni yayınlayan büyük Fransız İnkılâpçılarının fikir, hürriyet aşkı ve ahlak varisleri için, telakki yolunda yükselen memleketlerde himayeye yeltenen ve onların muzır ve yakıcı faaliyetini müdafaaya çalışan mutaassıplar mıdır?”


Ve Atatürk makalesini şöyle noktalar:
“Zavallı Fransa, bugün kendisine pek meyilli bir dostunu daha kaybetmek üzeredir.”


Atatürk üçüncü makalesinde ise çok daha kararlıdır.
“Hatay Anavatana ya kavuştu ya kavuşacak” dedikten sonra makalesine şöyle devam eder: “Böyle yapılmayacak olursa artık, bu o demektir ki, dost tanıdığımız ve dostluklarına değer verdiğimiz o devletler Türk şeref ve haysiyetine, Türk onuruna karşı Fransa’nın ihmalkâr bir vaziyet ve meslek takınmasında sakınca görmüyorlar. O halde biz de gerek Fransa’ya, gerek Fransız siyasetini tenvir etmeye her nedense yanaşmayan o devletlere Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi şeref ve haysiyetini, kendi hak ve menfaatini korumanın yolunu bildiğini söylemek isteriz.”


Atatürk kararlıdır.  Kendi hükümetine ve Başvekiline de sitem etmekten çekinmez. Bu amaçla dördüncü makaleyi kaleme alır: Makalesine “Hükümete hitap ediyoruz” diye başlar. “Onbeş gün bekleyiniz dediniz, bekledik On altıncı gündeyiz Vaziyet nedir? Ne oluyor? Ne olacak? Türk milletini yeniden aydınlatınız”. Ve Atatürk devam eder: “Biz bu sözü Cumhuriyet Hükümeti teşebbüsatının ümit verici bir hedefe erişmesi maksadı ile makul yollarda sükûnet, sabır ve ciddiyet ile çalışmasına mâni olabilmek, umumî bir Türk heyecanını muvakkaten durdurmak için bir devlet emri olarak telakki ettik.hatay333Türk milleti bugünden sonraki hareketlerinde gene o sesin vereceği talimata uyduracaktır”.


Atatürk, büyük devletlerin görüşlerinin, Türkiye’nin görüşlerine çok yaklaştığını belirttikten sonra; “Ne yazık ki buna rağmen hâlâ biz Türkler kendimizi tereddütten kurtarıp kolaylıkla görülebilecek açık ve müspet sahaya geçemiyoruz” diyor ve nedenini de şöyle izah ediyor:
“Bunun sebebini, biz Türklere değil, bizi, Türkleri asırlardan beri alt alta gelmekte olan bir eski siyaseti Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde temellendirerek, tavlandırarak yürütebileceği akılsızlığında hâlâ inat edenlere sormalıdır”. Atatürk beşinci makalesinde Fransa’yı bir kez daha uyarır:


“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti aldatılır bir varlık değildir. O’nu, aldatabilirim zehabında bulunanların, işte asıl onların kendileri için telâfisi çok güç olacak derecede aldanmış olduklarına ve olacaklarına şüphe edilmemelidir”.


Yol kenarında Antakya ve İskenderun’u sembolize eden iki genç kızın hıçkırıklar arasında, “Bizi de kurtar” feryadına karşılık, “Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz” demiştir.


Atatürk’ün Hatay’ı Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine almak isteği aslında yeni değildir. 15 Mart 1923’te Atatürk Adana’ya geldiğinde yol kenarında Antakya ve İskenderun’u sembolize eden iki genç kızın hıçkırıklar arasında, “Bizi de kurtar” feryadına karşılık, “Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz” demiştir.


* “VAKİT”, 1875–1959 yılları arasında İstanbul da yayınlanmış günlük siyasî gazetedir.  1875 yılında Filip Efendi tarafından yayın hayatına başlamıştır. 1917 yılında Ahmet Emin Yalman ve Mehmet Asım Us’a geçerek onlar tarafından yayınlanmaya başlanmıştır. Millî mücadeleye destek veren gazete 1920 yılında Ahmet Emin Yalman’ın Malta’ya sürgün edilmesi nedeniyle Mehmet Asım Us tarafından yönetilmeye başlanmıştır.  1934 yılında adı “KURUN” olarak değiştirilse de bir süre sonra tekrar eski adına dönmüştür.


** Mehmet Asım US,  1884’ de Gördes’te doğmuştur. Hakkı Tarık Us ve Hasan Rasim Us kardeşlerin en büyüğüdür. İstanbul’da Mülkiye’yi bitirdikten sonra bazı memuriyetlerde bulunmuş ve sonra Tanin Gazetesi’nde gazeteciliğe başlamıştır. Kardeşleri ile birlikte “VAKİT” gazetesini kurmuş, Millî Mücadele’yi ve Mustafa Kemal’i sonuna kadar bütün gücüyle desteklemiştir. Lozan konferansında İsmet Paşa’nın yanında gazetesi adına bulunmuştur. Niyazi Ahmet Banoğlu, gazetenin yazı işleri müdürü iken kendisi başyazarıdır.  Bir dönem gazetesinin adını  “KURUN” olarak değiştirse de daha sonradan tekrar “VAKİT” olarak değiştirir.   Fakat Asım Us, asıl olarak Kurun Gazetesi’ndeki beş gün süren başmakalesi ile dikkat çeker. Çünkü bu başmakale aslında Mustafa Kemal tarafından kaleme alınmış ama Asım Us imzasıyla yayınlanmıştır.




Sayı 9 (Temmuz - Ağustos 2012)

Bu yazı 23279 defa okundu.