Halkımıza Açık Mektup: Bizleri Neden Öldürüyorsunuz?


Tıp veya hekimlik bir zamanlar tüm mesleklerin en çok saygı duyulanıydı. Bugün ise tıp veya hekimler hastalıkları tedavi etmek için akla bile gelmeyecek pek çok teknolojiye sahip olmasına rağmen, her geçen gün saygınlığını yitirmekte ve saldırıya uğramaktadır.

2002 yılından itibaren uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Projesinin faturası artık her geçen gün hekimlere ve sağlık çalışanlarına çıkmaktadır. “Size kapısını açmayan başhekimin kapısını kırarak girin” anlayışı bugün ya hekimlerin kafasını kırmakta, ya döner bıçaklarıyla veya jiletle saldırmakta veya artık mafya usulu saldırılarla hekimler katledilmektedir. Her gün kanıksanan saldırılara dün bir yenisi daha eklenmiştir. 2012 yılında Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesinde bir hasta yakını tarafından bıçaklı saldırıya uğrayan Dr. Ersin Arslan arkadaşımızdan sonra maalesef dün Samsunda göğüs cerrahı meslektaşımız Op. Dr. Kamil Furtun çalıştığı hastanede silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetmiştir.

Savaşta bile sağlıkçılara yönelik bir şiddet uygulanmazken, ülkemizde artık en fazla saldırı hekimlere ve sağlıkçılara yapılmaktadır. Hekimlik artık giderek artan bir şekilde polis ve askerden daha riskli bir mesleğe dönüştürülmüştür.

Tıp eğitimi diğer mesleklerden daha fazla özveri, daha fazla zaman, daha fazla yorgunluk, daha fazla çalışma isteyen, buna karşılık daha az sevdiğinizi görme, daha az sevgilinizle ele ele tutuşma, daha az çocuğunuzu öpme ve koklama, daha az annenizi, eşinizi, kardeşlerinizi, akrabalarınızı, arkadaşlarınızı görme demektir.

Bizler aldığımız eğitim sonucunda sizlere yardımcı olmaya çalışırız. Ağrılarınızı dindiririz, öksürüğüzü keseriz, ateşinizi düşürürüz, kırılan ayağınızı alçıya alırız, vücudunuzdaki kanserli dokuları alırız, kanamalarını durdururuz, kestiğiniz bir yerlerinizi dikeriz, pansumanlarınızı yaparız, sizin çocuğunuzu kendi çocuğumuz gibi görürüz, şekerinizi, kolesterolunuzu, tansiyonunuzu düzenlemeye çalışırız, burnunuz, yüzünüz, göğüsleriniz daha güzel görünsün diye uğraşırız, bazen damarlarınızı değiştiririz, bazen bir ölüden vücudunuza karaciğer, böbrek nakli yaparız, eğri olan omurganızı düzeltiriz, hormonlarınızı ayarlarız, görmenizi, işitmenizi sağlarız, salgın hastalıklar size bulaşmasın diye uğraşırız, böyle bir sürü şey yaparız. Ama yaptığımız en önemli şeylerden biride sizleri dünyaya getiririz.

Sizlerde hastalandığınız zaman bizler gelirsiniz. Bizden memnun olduğunuzu Sağlık Bakanlığı şöyle açıklıyor “Vatandaşlarımızın sağlıkta memnuniyeti %33.6’dan %76’lara çıkmıştır”. Bu memnuniyeti biz sağlarız. Ama bizler artık sizlerden ve yaptığımız işlerden hiç memnun değiliz. Çünkü her geçen gün bizlere kötü davranıyorsunuz. Biz sizleri iyileştirmeye çalışırken sizler bize küfür ediyorsunuz, şiddet uyguluyorsunuz, dövüyorsunuz ve öldürüyorsunuz. Oysa ki bizler siz mağdur olmayın diye bir günde en az 100 hasta bakıyoruz, asistanlarımız aralıksız 36 saat çalışıyorlar. Hastanelerde her gün olay çıkartıyorsunuz.

Halbuki fazla değil 10-15 yıl önce bizlere ve mesleğimize karşı daha saygılıydınız. Bizde sizlere karşı sevgi doluyduk. Çünkü tıp mesleği karşılıklı sevgi-saygı ve güven ilişkisine dayanan bir meslekti. Ne oldu? Ne değişti? Neler değişti? Belki sizler bunun farkında değilsiniz ama biz farkındayız. Çünkü tüm zorlukları bizler yaşıyoruz. 2002 yılından itibaren yapılmaya çalışılan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” tüm bu ilişkilerimizi değiştirdi. Sizlerin memnuniyeti artarken, ters orantısız güç olarak bizlere şiddet uyguladınız. İktidar bu değişimden kendisine gerekli oyu alırken bizleri günah keçisi olarak gösterdi. Bu değişimi hep bizim üzerimize basarak yaptı. Bu sistemde sizlerin mutluluk oranı %76’lara çıkmışken bizlerin memnuniyetsizliği %90’ların üzerindedir.

Artık işimizi sevmiyoruz, zoraki yapıyoruz. Hastanelere, aile sağlığı merkezlerine gitmek istemiyoruz, mecburen gidiyoruz. Bizler hepinizi iyileştiremeyiz, hepinizi sağlığınıza kavuşturamayız. Bizler, asıl sorumluların, sağlık sistemindeki düzensizliklerin sorumlusu olarak hekimleri ve sağlık çalışanlarını hedef gösteren yöneticilerin yönetim anlayışlarının ve sağlık politikalarının olduğunu biliyoruz. Sağlık kurumlarındaki düzensizliklerin, sağlıktaki kötü yönetimlerin sorumlusu hekimler veya sağlık emekçileri olarak bizler değiliz. Bizi yeterince rencide ettiniz, mesleğimizin onuruyla yeterince oynadınız. Yüzyıllardır kutsallık atfedilen mesleğimiz bugün katledilen meslek haline gelmiştir.

Bizler, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yapılan bu şiddet olaylarının gereğince üstüne gidilmediğini, sorumluların bulunup yargılanmadığını ve gerekli cezaların verilmediğini de biliyoruz.

Daha önce “hekime şiddete sıfır tolerans”, “hekime şiddete son”, “bıçak kemiğe dayandı” gibi sözlerle defalarca belirtmemize rağmen artık yapmamız gereken tek şey kaldı. Yetkililerden herhangi bir şey beklemiyoruz. Artık ne sessiz ve ne de tepkisiz kalabiliriz. Bizler artık bu duruma yeter diyoruz. Bizim can verdiğimiz eller artık bizlerin canını alan cani ellere dönüşmüştür. Hekimler olarak, sağlık çalışanları olarak şiddete karşı olan tepkimizi artık daha şiddetli olarak göstermeliyiz.

Sağlık müdürleri, başhekimler, başhekim yardımcıları, yöneticiler, öğretim üyeleri, uzmanlar, asistanlar, aile hekimleri, pratisyenler, ve tıp öğrencileri durmayın sessiz kalmayın.

Dün genç meslektaşımız Dr. Ersin Arslan, Bugün genç meslektaşımız Dr. Kamil Furtun.

Yarın ben, sen, eşimiz, dostumuz veya hiç tanımadığımız ama bir meslektaşımız daha şiddete kurban gidecek.

 

ŞİDDETSİZ, SALDIRIYA UĞRAMADAN, HEDEF GÖSTERİLMEDEN, İYİ-ONURLU HEKİMLİK YAPABİLECEĞİMİZ VE KALİTELİ SAĞLIK HİZMETİ SUNABİLECEĞİMİZ GÜNLERİN ÖZLEMİYLE…. 


 




Sayı 27 (Temmuz - Ağustos 2015)

Bu yazı 1501 defa okundu.