Göç Yolları , Göçlerin Çukurova’ya Sosyal ve Kültürel Etkileri

Göç yolları
Göründü bize
Görünür elbet
Göç yolları
Bir gün gelir
Döner tersine
Dönülür elbet
En büyük silah umut etmek
Yadigar kalsın size...
Murathan Mungan - Yeni Türkü

 

Sekiz bin yıldan fazla süredir yaşayan ve yaşatan Adana; uygarlıkların beşiği Anadolu’da tam da geçiş noktasında olmasından ötürü bir geçit görevi görmeye devam ediyor. Binlerce yıllık tarihinde doğudan batıya, batıdan doğuya, güneyden kuzeye geçişte en önemli durak ve konaklama noktası durumundaki Adana; her gelene ve herkese aynı cömertlikle sundu konukseverliğini… Peki, binlerce yıldan bu yana süregelen bu göçlerde konuklar da aynı duyarlılığı gösterdi mi Adana’mıza ?...
M.Ö 6000 yılından bu yana tam 10 ayrı uygarlık ve 18 siyasi yapılaşma yer almış bu topraklarda: Luvi Krallığı, Arzava Krallığı, Hitit Krallığı, Kue Krallığı/Frigler, Asur Krallığı, Kilikya Krallığı, Pers Satraplığı, Selefkoslar, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Arap-İslam Devri, Ermeni Krallığı, Memluklular, Ramazanoğulları, Osmanlılar, Fransızlar ve Türkiye Cumhuriyeti hüküm sürdü.


Elbette bu süreçte yüzlerce kavim, ırk, mezhep, cemaat geldi; Araplar, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Rumlar, Çerkezler, Şamanlar, Sünniler, Aleviler, Nusayriler, Katolikler, Protestanlar... Her biri ayrı bir lezzet, ayrı bir keyif, ayrı bir güzellik kattı Adana’nın ve Adanalının yaşamına. Türkülerimiz, ezgilerimiz, oyunlarımız, yemeklerimiz, düğünlerimiz, cenazelerimiz velhasıl cümle yaşamımız harmanlandı bu mozaikte. Böylelikle dünyanın en zengin ve lezzetli mutfaklarından biri, en renkli folkloründen biri (yaşam kültürü) oluştu.   
İsterseniz bu bilgilerden sonra, bölgemizi şekillendirmiş geçmiş dönemlerde yaşanan büyük göçleri ve etkilerini bir başka yazıya bırakalım. Cumhuriyet döneminde Adana’da oluşmuş büyük nüfus hareketlerini (göç) ve sosyo-kültürel etkilerini irdeleyelim kısaca.

 

Cumhuriyetten Sonra Göç
Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımında (1927) Adana’nın toplam nüfusu 300.000 iken, 1935 yılındaki 2.sayımda bu rakam 362.000’e çıkmıştır. % 21’lik bu büyümede en büyük pay, göç eden Balkan Türklerinin Adana’ya yerleştirilmesindedir.
1950’li yıllar Türkiye’nin ve Adana’nın tarım ve tarıma dayalı sanayide hızlı gelişme dönemidir. Pamuk ekiminin artması ve ona dayalı tekstil sanayinin gelişmesi sonucu Adana özellikle yakın illerden olmak üzere, göç almaya başlamıştır. 1950 yılında 509.000 olan nüfus 1955 yılında %23’lük bir artışla 629.000’e 1960 yılında da %20’lik bir hızla artarak 761.000’e ulaşmıştır. 10 yıl içinde Adana’nın nüfusu neredeyse % 50 artmıştır.

 

Adana’da Nüfus
Türkiye’den Çok Artıyor
1935’ten 1990’lı yılların başına kadar nüfus artışı baş döndürücü bir hızla devam eden Adana’nın nüfusu 1975’te 1.240.475’ e 1980’de 1.485.743’e ve 1985 sayımında ise 1.725.940’a ulaşmıştır. Sanayi bölgesi olması sebebiyle yoğun göç almış olup; 1980’li yıllarda Adana’da nüfus yoğunluğu %86’ya ulaşmış, Türkiye genelinde ise %58 olarak kalmıştır. 1980’de Adana’nın nüfus artış hızı % 3,5 iken, Türkiye’nin nüfus artış hızı % 2,3’tür. 1935’ten 1990’lı yılların başına kadar Adana’da nüfus artışı genel nüfus artışının üstündedir.


1995 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da GAP ve benzeri projelerin hayata geçmesiyle birlikte göç yavaşlayarak hız kaybetmiştir. 2010 yılı verilerine göre; kent merkezi nüfusu 1.623.545 iken toplam il nüfusu 2.085.825 olmuştur. Bu son verilere göre; kent nüfusumuz % 77 iken kırsaldaki nüfusumuz % 23’e gerilemiştir. Yani her geçen gün kentleşen nüfus artmaktadır. Buradaki en ilginç veri ise; Adana doğumlu nüfus % 71 iken başka ilde doğup Adana’da yaşayanların oranı ise %29’dur. Biraz daha irdelediğimizde ise, bir kuşak daha geriye gittiğimizde yani ana-babası Adana doğumlu olmayanlar da göz önüne alındığında; Adana’da yaşayan toplam nüfusun %50’si Adana doğumlu çıkmaktadır.


Göç İçin Üç Farklı Dönem
Cumhuriyet dönemi Adana’sında göçler yıllarca ve on binlerle sürmesine karşın; kentimizin sosyal ve kültürel yaşamını derinden etkileyen göç sürecini 3 ana dönemeçte irdelemek gerekiyor.

 

A) 1927-1935: Balkan Türklerinin Ada-na’ya yerleştirilmesi süreci tipik bir Anadolu kasabası görünümündeki Adana’nın kentleşmesine katkıda bulunmuştur. Okuma yazma oranı yüksek olan bu grubun kentin sosyal alanındaki yeri yadsınamaz derecede önemlidir. Kamu kurumlarında yoğunlaşan Balkan göçmenleri, bilgi ve becerilerini her alanda göstererek Adana’nın o dönemdeki yerli halkıyla kısa sürede kaynaşmış ve kentin sosyal yaşamında önemli yer elde etmişlerdir.

 

B) 1950- 1970 : Amerikan Marshall yardımıyla başlayan tarımda makineleşme hamlesi, büyük arazilere sahip kompradorların binlerce dekarlık pamuk tarlalarının yanı sıra tekstile dayalı sanayinin gelişmesine ciddi olanak sağlamıştır. Başkaca illerden (Güneydoğu-Doğu) gelen kitlelerin bir kısmı pamuk tarlalarında çalışırken bir kısmı da pamukların işlendiği fabrikalarda çalışmaya başlamıştır (Milli Mensucat, Güney Sanayi, Bossa, Paktaş vs). On binlerce işçinin çalıştığı çırçır ve tekstil fabrikalarında kendiliğinden bir işçi sınıfı oluşmuştur. Ekonomik anlamda kırsaldakinden daha ciddi bir refah düzeyine  ulaşan bu kesim, kent kültürüyle barışık yaşadığı gibi; kentin sosyo-kültürel yaşamında önemli rol üstlenmişlerdir.     


Adana’nın adını duyuran sanat ve edebiyat adamları bu dönemde ortaya çıkmış ve bu dönemdeki yapıdan beslenmiştir: Etem Çalışkan, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Yılmaz Güney, Yılmaz Duru, Demirtaş Ceyhun, Ali Özgentürk… Sanat-edebiyat dergileri, Tiyatro grupları bu dönemde ciddi bir atılım yapıyor. Göç yoluyla gelen kitleler de bu kültürel hareketlerden payına düşeni alıyor. Ekonomik ve sosyal yapı katmanlar farkı olmasına karşın, Adana’da henüz etnik kökene dayalı bir gettolaşma olmadığı için; zengin ve yoksul evleri birbirine yakın bir ortamda bulunduğundan toplamda yaşanan kültürel hareketlerden herkes payına düşeni (eşit olmasa da) alabilir durumdadır.

 

C) 1981-1995: 12 Eylül 1980 yılında yaşanan askeri darbe ve beraberinde gelen baskıcı rejim, Güneydoğu ve Doğudan göçü artırmıştır. 1991 yılında yaşanan körfez savaşı sırasında kitleler halinde Güneydoğu’dan (özellikle Şanlıurfa, Diyarbakır) göç eden aileler özellikle Adana ve Mersin illerine yerleştiler. Bu dönem Adana’nın varoşlarında, kenar semtlerinde ciddi bir gettolaşmanın başladığı ve kemikleştiği dönemdir. Onlarca yeni mahalle oluştu ve koca bir mahalle tek bir il veya ilçeden göç edenlerden oluştu. Dolayısıyla mahalleler göç eden kesimin geldiği kentin ismiyle anılmaya başlandı: Mardinliler, Urfalılar, Muşlular, Siirtliler, Kozanlılar, Karaisalılar… Böylesi bir aidiyet ve korunma içgüdüsüyle oluşan bu mahallelerin kent merkeziyle kültürel bağı kesildi. Kendi içine kapanık bu mahallelerin kentin sosyal ve kültürel dokusunun dışında tutulması; yerel yöneticilerin ve politikacıların tercih ettiği bir yöntem oldu. Kent kültüründen yoksun bu yığınları oy deposu olarak gören politikacıların yaptığı tek şey; popülist yöntemlerle (ucuz ekmek, ücretsiz otobüs, kömür vs) bu insanları kentleşmenin olmazsa olmazları olan sosyo-kültürel etkinliklerin (tiyatro-sinema-müzik-spor vs.) dışında tutmak olmuştur.

 

Sanat ve Göç
Bunu somut birkaç veriyle irdeleyelim. 1984-1989 yılları arasında Adana’nın kent merkezi nüfusu 500.000-550.000 iken turneye gelen bir tiyatro oyunu için  2 gün 4 seansta 2.400 bilet satılırken (%0,44); bugün 1.623.545 olan kent nüfusuna karşın, bir tiyatro oyunu için toplam 1.000 adet bilet (%0,061) satılamamaktadır. 1982 -1983 sezonunda Adana Devlet Tiyatrosunda sergilenen bir oyun ortalama 70  kez sergilenir ve dolu dolu izlenirken (yaklaşık 24.000 seyirci); bugün bir oyun 30 kez bile zor sergileniyor. Bu yıl 13.’sü yapılan Uluslararası Tiyatro Festivalinde toplamda 15 oyun (34 seans) için 12.000 bilet satılıyor peki gerçek tiyatro izleyicisi kaç kişi; 2.000 evet 2 milyonluk kentte 2.000 kişi… Sorunun ekonomik olduğunu düşünüyorsanız, bir küçük hatırlatma yapayım o zaman; Haftada 3 kez oyun sergileyen Adana Büyükşehir Belediyesinde tiyatro biletleri genelde ücretsiz (gişede 5 TL), Seyhan Belediyesi ve Çukurova Belediyesinde ücretsiz. Haftanın 5 günü 6 kez oyun sergileyen Adana Devlet Tiyatrosunda ise biletler 5 ve 7,5 TL!


Elbette kentimiz büyüyor, nüfus ve coğrafi alan artıyor: yollar, köprüler, alt geçitler-üst geçitler, binalar… Ancak sanatsal, kültürel etkinlikler ve bunlardan aldığımız pay aynı oranda büyüyor mu acaba? Ya da sorumuzu şöyle soralım; toplamda 2 milyonun üzerindeki Adanalı kaç tane dergi alıyor, kaç film izliyor, kaç kez tiyatroya gidiyor? Son 2 yılda hiçbir tiyatro oyunu izlemeyen, hiçbir konsere gitmeyen, sergi gezmeyen kaç Adanalı var çevremizde sayalım mı?

 

Yazı: Metin Bahçivan

Fotoğraf: Ahmet Soley, S. Haluk Uygur




Sayı 3 ( Temmuz - Ağustos 2011 )

Bu yazı 5303 defa okundu.