EYVAH! FİLM KOPTU

Adana bir sinema şehri. Yılmaz Güney, Bilal İnci, Ali Özgentürk; Alsaray Sineması, Asri Sinema, Tan Sineması, yazlık sinemalar; Altın Koza Film Festivali ve bu cümleyi uzatabilecek daha birçok şey. Listeyi eksik bırakacak en önemli şey Adanalılar. Adana seyircisi, sinemayı hep sevmiş ve bu sevgisi yıllar geçse de eksilmeden biçim değiştirerek devam ediyor.Adana’nın büyülü sinemasında kişiler, olaylar, filmler, hikâyeler anlatmakla bitmez. İşte o dünyanın içinden bir ayrıntı: “Eyvah! Film koptu”.
Film, kimi zaman en heyecanlı yerinde kimi zaman sonlarda belki de daha başında kopar ve ışıklar yanardı. Yılları geriye sararsak görürüz ki biraz da sinemanın sanki doğal bir parçasıymış gibidir bu kopmalar. Pekiyi, ne mi olurdu film kopunca? Alternatif çoktu. İşte alternatiflerden ilki ve en yaygın olanı: Filmi koptuğu yerden tekrar yapıştırmak hatta çoğu zaman başka filmlerden ekler yaparak yapıştırmak. Sevgili Aytaç Şenel, Adana’nın yazlık sinemalarla dolu olduğu günleri anlatırken böyle bir “Eyvah! Film Koptu” sahnesini bütün rengiyle taşır bizlere. 
Yer, Adana’nın Mestanzâde Mahallesi. Bahçe Sineması. Yeni açılmıştır. Duyurular, ilanlar ve halkın ilgisini çekeceği düşünülen başrollerini Ümmü Gülsüm ve Abdulvahap’ın oynadığı filmlerden biri. Halk filmi çok beğenmiştir.
“Yalnız her gösterimde film koptuğunu söylemeliyim. Metin ağabey arızalı olup, kesilip atılan kısımlara Ümmü Gülsüm ve Abdülvahap’ın daha eski ve konusu farklı filmlerinden kestiği parçaları montaj yapar. Abdülvahap, Ümmü Gülsüm ile bir mesire yerinde bir ağacın altında otururken, aniden subay elbiseli olarak bir tankın üzerinde görünüverir ya da yine ağacın altında el ele otururlarken, bu defa da Abdülvahap bir atın üzerinde hızla kaçar, arkasında jandarmalar ateş eder. Film yine koparsa, kopan bölümlere yine yirmi saniyelik başka Abdülvahap filmlerinden ilaveler yapılır. Örneğin, kolluk kuvvetleri Abdülvahap’ı bir binada sıkıştırıyor, Abdülvahap binanın penceresinden atlıyor. Bu defa kopup atılan kısma, İsmail Dümbüllü’nün filmi ekleniyor. Perdede Abdülvahap atlıyor, ama yakın planda Dümbüllü dilini çıkarıp nanik yapıyor. Nasıl olsa konu bilindiği için seyirci ağlamasını sürdürüyor.” 
Film koptu ya da daha önceden eklemelerle yapıştırılmıştı ama acaba tek yol bu muydu o zamanlar. Eğer o sırada Dar Film’de pursantaj memuru olarak çalışan Yılmaz Güney de sinemadaysa bambaşka bir çözüm bulunabilirdi bu soruna. Yılmaz Güney’in lise yıllarında geç kalıp da Karataş yolundaki Yenice köyüne, evine dönemediği akşamlarda yanında kaldığı arkadaşı Hülagu Tunç böyle bir “ân”ı çok güzel anlatmış. Arif Keskiner’in kaleminden işte bambaşka bir “Eyvah! Film Koptu” sahnesi. “Birlikte gittik Dar Film’e. Böylece ben de Yılmaz’la birlikte pursantaj memurluğuna başladım. Pursantaj memurluğu hem hamallıktır hem de patron vekilliği. Her filmin hangi tarihte, hangi şehirde oynayacağını işletme belirler. Sen de filmi alır, o tarihlerde gösterilmesi gereken şehirlere götürürsün. Filmin oynayacağı salona giren kişilerin tek tek kontrolünü yaparsın. Biletli mi kaçak mı? Yani bir anlamda kontrol memuru. Böylece salon sahibi sana yalan söyleyemez. Daha sonra, filme giren insan sayısına karşılık hisseyi alır, patrona getirirsin. Gittiğin şehirde bazen bir bazen iki gün kalırsın. O tarihte filmler sinemalarda bir ya da iki gün oynatılırdı. Ben, Yılmaz’la birlikte bu işi yapıyorum. Ayrıca yeni yerler görüyoruz. Film başlarken kapılar kapanır, biz de salona girer filmi izlemeye başlarız. İşte yine böyle bir gün, İslahiye’de mi Antep’te mi hatırlamıyorum, bütün işler bitmiş, film oynamaya başlamıştı. Biz de Yılmaz’la bir kenara oturmuş filmi izliyoruz. Henüz on dakika geçti geçmedi birden film koptu. Bildiğiniz gibi o tarihte her kopya iki yüz üç yüz gösterim yapmış olurdu. Böylece filmin haşatı çıkardı. Film kopar kopmaz salonda ışıklar yandı. Yanımda oturan yılmaz bir koşu sahneye çıktı. Herkes durmuş, ona bakıyordu. Ben de merak içindeydim. O utangaç Yılmaz gitmiş, başka bir Yılmaz gelmişti sanki. Filmin koptuğu yerden itibaren beş dakikalık bölümü yokmuş. Yılmaz o beş dakikalık bölümü hem anlattı, hem oynadı. Ağzım açık kalmıştı. Yılmaz alkışlar arasında sahneden indi. Hiçbir şey olmamış gibi gelip yanıma oturdu. O arada kopan yer yapıştırıldı. Film de Yılmaz’ın anlattığı yerden itibaren gösterime devam etti. Bu birkaç defa tekrarlandı. Ben hem şaşırmıştım, hem utanmıştım. 
Bilirsiniz insanlar o yaşlarda biraz utangaç olur. O yaşların kendi kompleksleri vardır. Ama Yılmaz sinemayı o kadar çok seviyordu ki, bu konuda komplekssizdi. 
“Ulan sen tam artist olacak adammışsın da haberimiz yokmuş” dedim.
Gerçekten o zaman inanmıştım Yılmaz’ın sinemacı olacağına. Ama bu kadar büyük olacağı hiç aklıma gelmemişti.”
Eğer Adana’daysanız ve “film koptu”ysa dert etmeyin. Bulunur bir çaresi.




Sayı 17 (Kasım - Aralık) 2013

Bu yazı 2337 defa okundu.