EHLİYETİ ve KASAP İLİŞKİSİ

 
''Eskinden ama çok da eskiden değil, at arabalarımız vardı... Taşımacılık hatta toplu taşıma bile at arabalarıyla ve faytonlarla yapılırdı. Sonra ilk Cemal Abi bir minibüs almıştı aynı yıl içinde hepimiz at arabasından minibüse geçtik.'' 
 
İşte Türkiye'nin toplu taşımacılığa geçişinin özetidir bu.  Bu hızlı geçişin emareleri ise onca yıla rağmen hala devam etmektedir. Onlarca sene eğitim alıp, yüzlerce saat uçuş yaptıktan sonra pilot olmaya hak kazanmış birisinin bomboş gökyüzünde süzdürdüğü uçağa binerken korkan biz, herhangi bir eğitim alıp almadığı meçhul olan gerek şehir içi gerek şehir dışı toplu taşımalara binmeyi daha güvenli buluruz. Bugün tabi ki İstanbul başta olmak üzere, trafik, giderek büyüyen kara bir deliktir. Kentleşme ve modernleşme arttıkça bu deliğin daha da büyümesi kaçınılmazdır. Alım gücünün önemi yok, artık neredeyse her evde iki araç var. Şehir merkezlerinde ise ne yeterli genişlikte araç sürecek yol ne de yeterince park yeri var. Toplu taşıma ise zaten sınıfta kalmış. Ehliyeti kasaptan mı aldın birader söylemi bu ülkede boşa çıkmamış.
 
Peki ya biz?
Eleştirmeye başladığımız zaman, toplum olarak kendimizi tutamadığımız bir gerçek ama trafiğe çıktığımız zaman kendimizden geçtiğimiz de başka bir gerçek. Trafik kuralları ise zaten bir muamma. Kırmızı ışığın anlamını bile bildiğine şüphe duyduğum sürücüler varken, fasılalı yanan yeşil ışıkta kavga çıkmamasını beklemek pek bir iyimserlik oluyor. Işık varsa yine iyisin, hiçbir trafik işaretinin olmadığı kavşaklarda geçiş önceliği; sadece, cesaret ile alakalıdır bizim ülkemizde. 
 
Her ne kadar gündeme vergisi ile gelmiş olsa da sürücü ehliyeti almak isteyenler için yeni bir dönem başlıyor artık. Ehliyet almanın pahalılaşmasını savunmak ne kadar doğru bilmiyorum ama bu şekilde ehemmiyetinin de artacağına ümit ediyorum. Ülkemizde düne kadar gerçekten çok yüzeysel bir kurs, çok ucuz bir maliyet ve çok basit bir sınav ile ehliyeti almak mümkündü. Araba kullanmayı bilmen ise zaten pek şart değildi. Şimdiki nesilde araba kullanmayı bilmemek gibi bir sorun pek yok ama ''trafik'' bildikleri tartışmaya açıktır. 
 
Avrupa'da Ehliyet!
Almanya'da ehliyet almak için kursa ortalama 2000 Euro para veriyorsun. Ayrıca ilk sınavda geçemezsen ikinci ve üçüncü hakların için tekrar para ödüyorsun. Direksiyon eğitiminde ise sınava girecek yeterliliğe gelip gelmediğine eğitmenin karar veriyor. Eğer yeterli görmezse bir hafta daha direksiyon eğitimi ve gerekirse bir daha, bir daha... Ta ki bu işi sökene kadar. 
Şehir içinde sürüş, şehirler arası yolda sürüş ve gece sürüşü eğitimleri zorunlu. Motor ve yedek teker değiştirme eğitimlerinden bahsetmiyorum bile. Bizde ise sürüş sınavına girmek için sınav gününü beklemen yeterli. Sonra fiş alıp kuyruğa giriyorsun, 100metre ötedeki göbeğe kadar gidip, göbekten dönüp geri gelebildiysen ve bunları yaparken orta refüje çıkmadıysan ehliyet alabilirsin. İşin en ironik kısmı ise yılların şoförü diyebileceğin, ülkemizin en şerit izi olmayan yollarında, tabir yerindeyse asfaltı ağlatmış adamlarından bir demet yap; Avrupa'da ehliyet sınavına sok, yarısının sürüş eğitimini geçemeyeceğine bahse girerim. Bizim en çok sinyal kullananımız, takip mesafesini bilmez; en emniyet kemeri takanımız, kalkışta sinyal vermez. Sen hiç ambulans sirenini ensesinde hissedip de kendince yol verme arayışına düşen duyarlı vatandaş sendromuna düşmedin mi? Meğer bunun zaten bir yolu yordamı varmış ama bize kimse öğretmemiş. Salmışlar trafiğe...
 
Beş senede bir kontrol...
70li yıllarda bir ehliyet vermişsin sonra adam sağ mı, sağlıklı mı, renk körü mü oldu, kolu mu koptu ne aramışsın ne sormuşsun... Artık 18 yaşında ehliyeti alıp da 70 yaşına kadar aynı ehliyeti kullanma devri bitiyor. Aslında ehliyeti olana yine şükredebiliriz. Memleketin köylerine git, traktör sürenlere ehliyet sormaya başla, memlekette tarımı bitirirsin.
 
Artık yeni düzenleme ile ehliyetler 5 sene kullanıma tabii olacakmış. Her 5 senede bir sağlık raporu ve sürüş testi istenecekmiş. Geç de olsa doğru bir karar ama bu sürüş testleri bugünkü gibi ilköğretim öğretmenleri tarafından ''bir pazar sabahı sürüşü'' edasında yapılacaksa yine pek etkili olmayacaktır. Bu yeni düzenlemeler ile amaç hem yeni ehliyet alacakların eğitimini hem de mevcut ehliyet sahiplerinin durumunu düzenlemek ise, bu durum; yakalanmış bir fırsattır ve çok iyi değerlendirmek gerekir. Bunu ne hükumet ne de özel kurumlar bir gelir kapısı olarak görmemelidir. 
Bugüne kadar hep cezaların fiyatına zam yapılarak caydırıcı etki yaratılmaya çalışılırdı. Şimdi ehliyetin fiyatına zam yapılarak belki de bu etki sağlanmaya çalışılıyor. Geçen yıllarda da benzer bir uygulama gündemi meşgul etmiş; yük ve insan taşıyan araç şoförlerinin SRC belgesi alma senaryosu ortaya çıkmıştı. Bunun sonucunda hem aracı kurumlar hem de hükumet için bir ek gelir kapısı açılırken, vatandaş için de ek maliyetten öteye gidilememişti. Ne toplu taşıma sorunu çözüldü ne de şoförlerin araçları sürüşü değişti... Bu sefer umarız ki bu proje gerçekten işe yarar...
 
Demem o ki; sen bize kuralları, direksiyonu, trafiği öğretecek sistemi kur, fiyat kısmı kolay onu hallederiz… :)
 



Sayı 33 (Temmuz - Ağustos 2016)

Bu yazı 1273 defa okundu.