Dünya Tarihini Değiştiren Kadın, Halet Çambel

181Artık Anadolu’nun Bilinen En Eski Uygarlığı Yunan Değil, Hitit’tir

Dünyanın tarihini değiştirmek sözü çok iddialı bir söz. Ama gerçekten Prof. Dr. Halet Çambel’in Adana’da yapmış olduğu çalışmalarla dünya tarihinde köklü değişiklikler yaptığını biliyoruz.

Biliyorsunuz dünya tarihinde Mısır ve Mezopotamya ile birlikte en önemli bölge Anadolu. Yapılan araştırmaların eksikliğinden olsa gerek 1950’li yıllara kadar Anadolu’nun en eski uygarlığı olarak Helenler, yani günümüz Yunan halkının ataları gösterilmiş. Avrupalı’ların dünya tarihini Avrupalılaştırmak çabası da, Yunanlılara torpil geçilmesinde etkili olmuş olabilir. Halbuki Helen Uygarlığı’nın dünyadaki varlığı 2500 yıllık bir geçmişe sahip. Ya ondan öncesi?

 

Ya Ondan Öncesi?

Ondan öncesini 1950 yılına kadar bilenler vardı ama kanıtlayamıyorlardı. Atatürk’ün 14 Mart 1923 tarihli Adana ziyaretinde, Hatay’ın kurtarılmasını kastederek ; “Kırk asırlık Türk yurdu düşman işgalinde kalamaz.” demesi de bu geçmişe işaret etmesinden başka bir şey değildir. 40 asırlık yani 4000 yıllık bir geçmişten bahsediyor Atatürk. Helen Uygarlığı’ndan 1500, Alpaslan’ın Anadolu’ya gelmesinden ise 3000 yıl daha eski bir zaman bu.

Atatürk ve onun gibi düşünenler 4000 yıllık bu geçmişin yoğun olduğu yerleri de tahmin ediyorlardı zannederim. Biri Çorum’un Boğazköy kazası, diğeri ise Adana ve yöresi. Ben böyle bir tahmini, Atatürk’ün bizzat Boğazköy’de arkeolojik kazı yapılmasını istemesinden ve 40 asırlık geçmişe götürdüğü bölgede (Adana- Hatay-Mersin) yaşayan halkın bir kısmına “Eti Türk’ü” ismini vermesinden yapıyorum.(*)

 

Halet Aradığını Adana’da Buluyor

Dünya Tarihini Değiştiren Güzel Kız

Eti... Yani Hitit... İkisi de aynı anlama geliyor. Birçoğunuz bu isimi ülkemizin madenlerini işletmek üzere Atatürk’ün emriyle kurulan Etibank’tan anımsayacaksınız. İsterseniz yazımıza burada bir virgül koyup, ufak tefek, kumral bir genç kıza dönelim. Zaten yazımızın kahramanı da bu güzel kız; yahut “dünya tarihini değiştiren kadın” diyebiliriz.

Halet Çambel 1916 yılında Almanya’da doğmuş. Almanya’da doğmuş, çünkü babası Hasan Cemil Bey Berlin büyükelçisi. İlkokulu da orada okuduktan sonra yurda dönmüşler. Orta ve lise İstanbul’da bitince kızımız Paris’e Sorbonne’a arkeoloji okumaya gitmiş.

Şimdi niye arkeoloji diye sorabilirsiniz? Kesin bir şey söylemek mümkün değil ama o yıllarda babasının Türk Tarih Kurumu’nun başına getirilmesi ve Atatürk’ün isteğiyle bu kurumun Boğazköy’de arkeolojik kazılara başlaması Halet’i etkilemiş olabilir diye düşünüyorum.

 

İki Dilli Kitabe

Nitekim kızımız okul bitince Boğazköy kazılarında görev alıyor. Burada Hititlere yani Etilere ait çok sayıda buluntuya rastlıyorlar. Birçok da kitabeye… Hepsi bu buluntuların Helenlerden çok öncesi bir uygarlığa ait olduğunu tahmin ediyor ama ne çare kitabelerdeki alfabeyi çözemiyorlar bir türlü.

Bu alfabenin çözülebilmesi için biri bilinen bir dille, diğeri de Hitit dilinde yazılmış iki dilli (bilim insanları buna bilingual diyor) bir kitabe bulmaya ihtiyaçları var. Ama binlerce buluntu çıkan Boğazköy’de bu iki dilli eser maalesef bulunamıyor. Sözün kısası Yunanlılar hala kral.

 

Ordinaryus Ve Güzel Kız Elele

Öykümüzün arasına burada bir ordinaryüs giriyor. Ordinaryüs Profesör Doktor Bossert… Hitlerin Yahudi diye Almanya’dan kovduğu, Türkiye’nin sahip çıktığı önemli bir arkeolog. İstanbul Üniversitesi’nde görev yapıyor. Onun da en önemli arzusu herkesin aradığı iki dilli yazıtı bulmak. Ayrıca madem bu kitabe Boğazköy’de bulunamadı, öyleyse başka yerlerde aramak lazım diyerek, Adana- Kayseri bölgesini araştırıyor. Bu yüzden o sıralar doçent olmuş Halet’e de asistanlık teklif ediyor. Yıl 1946... Böylece öykünün içine Bossert ile birlikte Adana da girmekte. Madem Adana öykünün içine girdi, biz de bir yol kentimize dönelim.

 

65730002Suriyeli Çerçi, Bir Çoban Ve Ekrem Kuşçu

Bir zamanlar Suriyeli bir çerçi varmış. Adana’nın Kadirli Kazası civarındaki köyleri dolaşır alışveriş yaparmış. O zamanlar takas önemli bir alışveriş aracı. Köylüde para ne gezer yoksa. Bu kurnaz Suriyeli sattığı mallar karşılığında köylünün ürettiğini aldığı gibi, tarihi buluntulara da epeyce cıncık-boncuk verirmiş.

Kadirli’nin Karatepe denilen, saflığı ile tanınmış köyünde de (Karatepeli fıkralarını hatırlayınız)(**) Ekrem Kuşçu namında emekli olup köye yerleşmiş bir öğretmen varmış. Öykümüzün içine bir de Ceyhan Nehri’nin kenarında keçilerini otlatan çobanı koyduk mu iş tamam. Bu çoban koyunlarını otlattığı yerde aslan başı şeklinde bir taş parçasına rastlamış. Acaba Suriyeli buna kaç sıra boncuk verir diye merakından konuyu Ekrem öğretmene açmış. Ekrem öğretmen de bu taşı görünce önemli olabileceğini düşünerek Adana Müzesi’ne haber vermiş. Onlar da Bossert’e... Böylece Adana dünya tarihindeki yerini almaya aday olmuş. Halet Çambel’in Adana macerası da böylece başlamış.

 

Toroslar’da Bir Kraliçe

Ben Halet Çambel ile ilk kez 2004 yılında tanıştım. Eski zaman, belki de 2005 olabilir. “Toroslar’da Bir Kraliçe”; Halet Çambel belgeseli çekiliyordu, ben de hocanın fotoğraflarını çekecektim. Karatepe’deki kazı evinin küçük salonunda şöminenin başında sohbet ettik. Sevgili eşi Nail Çakırhan da (***) yanındaydı, duvarda ise önemli seramik sanatçımız Füreya’ya ait iki parça seramik bulunuyordu. Hatırladığım kadarıyla o günleri şöyle anlattı:

“Bossert aslan başlı taşı çıkarıp üzerindeki yazıları görünce çok heyecanlandı. Acaba ömrünü vakfettiği iki dilli yazıt burada mıydı?.. Ve bizler kazıya başladık. O yıllar Karatepe kuş uçmaz kervan geçmez bir yer. Tam bir yoklar yeri. Öncelikle okul yok, okuyabilen yok, para yok, pul yok... Kazıda köylüleri kullanıyoruz. Nail de köyde bir barakayı okul yaptı, çocuklara okuma yazma ve matematik öğretti. Neredeyse ellerimizle kazıyoruz. Bu arada Bossert de yurduna dönünce kazı başkanlığı bana kaldı.”

 

 

Zeliha Berksoy Şarkı Söylesin, Biz Bedava Çalışalım

 

Neredeyse Elimizle Kazıyoruz

“Para pul yok dedim ya… Sadece köylüde değil bizde de yok. Kazı için ayrılan ödenekler yeterli değil. Yani ellerimizle kazıyorduk tabiri tam yerine oturuyor. Kazıda kullandığımız köylüler bize para gelirse bir şeyler alıyor yoksa bedava çalışıyor. Bazen de bir şarkı ile ödeşiyoruz.”

“Emek şarkı ile nasıl ödenilir?” şeklindeki kafa karışıklığımı hocaya sorduğumda hatırladığım kadarıyla şöyle cevaplamıştı:

“Biz Nail ile buraya yerleşince tanıdığımız olan birçok sanatçı da bizi ziyarete geldi. Kimisi farklı bir yerde tatil için, idare ile arası bozuk olanlar da bir müddet ortadan kaybolmak için. Ruhi Su, Füreya (Böylelikle şöminenin başındaki seramiklerin sırrını öğrenmiştim.),Aşık Veysel, Pertev Naili Boratav, Semiha Berksoy ve kızı Zeliha Berksoy(önemli opera sanatçıları). Zeliha öyle güzel şarkılar söylerdi ki, köylüler Zeliha bize şarkı söylesin biz bedava çalışalım teklifinde bulunurlardı.”

 

Ve Tarihçiler Dünya Tarihini Yeniden Yazdılar

Uzun sözün kısası bu özverili çalışmalar sonucu Karatepe’de bulunan hem Fenike hem de Hitit dilinde yazılmış yazıt okundu. Geç dönem Hitit krallarından “Ben Adania’nın kralıyım” diye yazan Asitawanda’nın nutkuydu bu. Hem Hitit alfabesi ile hem de Fenike alfabesi ile yazılmıştı. Fenike alfabesi bilindiği için, bu yazıt kullanılarak Hitit alfabesi de çözüldü. Hitit alfabesi çözülünce Boğazköy’deki çıkan kitabelerin hepsi okundu ve anlaşıldı ki Boğazköy’deki antik kent Hititlilerin başkenti Hattuşaş’tır. Ve yine anlaşıldı ki Hititler tam 4 bin yıl önce yani Yunanlılardan 1500 yıl evvel Anadolu’da Mısırla aşık atacak kadar büyük bir uygarlık kurmuşlar. Hatta onlardan önce de Hatti diye bir uygarlık varmış. Yani Avrupa’nın, dünya uygarlığının beşiği Anadolu’nun tarihi Yunanlılar ile başlar tezi bir yanlıştan başka bir şey değilmiş. Ve tarihçiler oturdular dünya tarihini yeniden yazdılar. Halet Çambel ise; 100 yaşına yaklaşmasına rağmen, hala yaşamının bir kısmını bıyık altından tüm dünya tarihçilerine gülerek Karatepe’deki kazı odasında geçirmeye devam ediyor.

 

 

(*) Eti Türk’üAtatürk, Adana-Hatay- Mersin bölgesinde yaşayan “Arap Alevisi” olarak bilinen topluma zannederim Hitit (Eti) kökenli olduklarını düşündüğünden “Eti Türk’ü” ismini vermiştir. Atatürk Hititler’in Türkçe gibi aglütinant (yani kelimelere ekler takarak yeni kelime üretmek,kapı-kapıcı gibi)bir dil kullanmalarını göz önünde bulundurarak Orta Asya kökenli olduğunu düşünürdü. Hatay için  “Kırk asırlık Türk yurdu” demesi de onların Hitit kökenli olduğunu düşünmesinden ileri geliyor zannederim. 
 

(**) Karatepeli FıkrasıAdana ve yöresinde saf olan, çabuk kanan insanlara “Karatepeli” denir. Karatepeliler ile ilgili birçok da fıkra anlatılmıştır. Halet Çambel bu fıkraları derleyerek bir kitap yaptı. O kitaptan seçilmiş bir fıkra köylülerin ağzıyla şöyle: Birisini evermişler, evlendiği gün de kabağ aşı (kabak yemeği)pişirmişler. Kabağ aşını oğlana vermemişler de hep kendileri yemişler. Şimdik vakit geçmiş,  oğlan küsmüş, bana vermediler diye. Hiç yekinmemiş yerinden. Vakit geçmiş, gece saat 10-12’ye gelmiş, aha kalkmamış yerinden. Söylemişler buna; “Kalk da gelinin yanına git.” diye. “Kabağ aşını yiyen gitsin.” diye cevap vermiş. Artık bahmışlar  oğlan gitmiyor gelinin yanına, babası söylenmiş; “Sizin gibi delikanlılar dururken, benim gibi koca mı (yaşlı) gitsin gelinin yanına?” Yine de gitmiş gelinin yanına ama söylene söylene:-Bütün işin zorunu bana tutturuyorsunuz. 

(***) Nail Çakırhan (1910-2008)Nail Çakırhan, Halet Çambel’in sevgili eşidir. Kendisi liseden sonra tıp ve edebiyat okuduysa da siyasal nedenlerle yüksek okulu bitirmemiş. Karatepe kazılarında ödenek yetmediği için, restorasyon ve retrüksiyon çalışmalarını bedava yaparak kendi kendine mimarlığı öğrenmiş. Daha sonra da kendi yarattığı Muğla Evleri projesiyle mimarlık diploması olmadığı halde Uluslararası Ağahan Mimarlık Ödülünü alan ilk kişi olmuş.Nail Çakırhan ayrıca Karatepe köylülerini eğiterek, onların kilim-halı dokumacılığını geliştirmelerini sağlayıp, kooperatif kurmalarına öncülük etmiştir. Günümüzde o kooperatif hala görev yapıp bölgeye kaynak aktarmaktadır. Günümüzde eski Karatepeli tipi kalmamışsa bu Nail Çakırhan’ın (ve tabi ki Halet Çambel’in) eseridir diyebiliriz.

 

Halet Çambel veKaratepe’nin İlkleriHalet Çambel Hitit alfabesinin çözülmesini sağlayan ilk kişi olmaktan ayrı olarak Türkiye’yi olimpiyatlarda temsil eden ilk sporcudur. Kendisi eskrim ve binicilik sporları yapmış 1936 Berlin Olimpiyatları’na katılmıştır. Türkiye’nin ilk kadın arkeologlarından da olan Çambel’in kurduğu Karatepe Müzesi ülkemizin ilk açık hava müzesidir. Bu bölge daha sonra milli park haline getirilmiştir. Müzenin yeniden ayağa kaldırılışı sırasında kullanılan “çıplak beton” yöntemi mimarlıkta ilk kez burada kullanılmıştır. Burada mimar olarak yetişen Nail Çakırhan, Türkiye’nin ilk Ağahan Ödülünü alan sanatçıdır.




Sayı 7 (Mart - Nisan 2012)

Bu yazı 4678 defa okundu.