Dergi Yazarlarımız Futbolcu Olsaydı?

Yıllar önce “Felsefeciler Futbolcu Olsaydı” adında bir kitap okumuştum. Bu sayıda futbol köşemde dergimizin yazarlarından bir futbol takımı oluşturmaya çalıştım. Acaba hangi yazar nerede oynardı?

Mustafa Gökçen (İnterkey)- Takımın Sahibi: Bugüne kadar hem saha içinde hem saha dışında takımı sırtladı. Takımın dağılmaması için elinden gelenin fazlasını gösterdi. Bu işten maddi zarara uğrasa da bunu hiçbir oyuncuya hissettirmedi. Takımı kuvvetlendirmek için ara transferlerden de kaçınmadı. Mütevaziliği, takım ruhuna sahip çıkması, dergi için harcadığı zaman takdire şayandı. Mahalle maçlarında ki gibi top benim istediğimi oynatırım hiç demedi. Kendisine nereden gelirse gelsin tüm topları çok iyi değerlendirdi. Yazılarda ki ve fotoğraflardaki eksiklikleri hiç hissettirmeden gerektiğinde kendisi tamamladı. Her toplantıdan önce elinde verilerle ve istatistiksel bilgilerle gelerek konuya aynı zamanda bilimsel olarak ta yaklaştı. Hem defansa gelerek kaleden top çıkarttı, hem gol atmak için ileriye çıktı. Bazen de arkadaşları rahat oynasın diye topsuz alanlara deplase oldu. Her seferinde amacının bugünü kurtarmak değil, tarihe not düşmek, geleceğe Adana adına bir şeyler bırakmak olduğunu belirtti. Altınşehir Adana dergisi bugün Adana ve Türkiye kent dergiciliğinde hem basılı olarak hem de e-dergi olarak ön sıralardaysa onun sayesindedir.

Haluk Uygur -Teknik Direktör-: Derneğin ve derginin uzun süre kaptanlığını yaptıktan sonra teknik direktör oldu. Kaptanken de takımın her şeyiydi. Her yere deplase olup, takımı rahatlatırdı. Ancak takımın rahatlamasından hiç hoşlanmazdı. Bu çalışkanlığı sayesinde derneği ve dergiyi zirveye taşımıştı. Şimdi de bir çok genç sanatçı yetiştirerek gerçek bir hocalık dönemi yaşamak istiyor. Sürekli olarak takımın başarılı olması için çalışıyor. Ancak bu beklentisi tam olmadığında psikolojik olarak çok etkileniyor ve üzülüyor. Hangi yazarın hangi mevkide oynayacağını çok iyi biliyor. Bu açıdan çok hırslı ve inatçı. Dönem dönem çok duygusal, dönem dönem ise çok asabi olabiliyor. Gençliğinde de zaman zaman çok hırçın olduğu bu yüzden kırmızı kartla oyun dışında kalmışlığı rivayet edilir. Kötü giden bir oyunu yerinde hamleleriyle takımı lehine çevirebiliyor. Ama öğrencileri tüm bunların temelinde daha iyi öğretmenin ve öğrenmenin olduğunu biliyor. Kendisine göre ayrı bir antreman tekniği var. Yalnız antremanları çok ağır geçiyor. Bu yüzden lig başlarken şişkin olan kadro lig sonunda hocanın ağır antremanlarına dayanamayarak yaprak dökümü gibi azalabiliyor. Her maça aynı heyecanla çıkıyor. Tüm maçları kazanmak istiyor, bu nedenle yenilgiyi kabul etmiyor. Her maça ayrı bir taktik ve ayrı bir oyun planı ile çıkıyor. Genellikle takımı enine oynatıyor. Bu nedenle takımdan yıldız oyuncular çıkmıyor. Ancak iyi bir ekip ruhuyla takım oyunu oynattığı için her maçta sahadan galip ayrılıyor. Tek hedefi var Berlin’de Şampiyonlar Ligi Kupasını almak. Ancak son aldığı ani kararla derginin teknik editörlüğünden ayrıldığını açıkladı.

Nazan Gökkaya-Kaptan: Haluk hocanın teknik direktör olmasından sonra kaptanlık görevini aldı. İşi çok zor. Haluk hocadan sonra böyle bir görevi devralmak başlı başına bir stres kaynağı. Haluk hocanın aksine çok sakin, bu sakin tavırları tüm takımı rahatlatıyor. Yeni sezona güçlü bir giriş yaparak takımda herhangi bir sorun olmadığını ispatlamak istiyor. Bunun için ara transferde Orhan Cem Çetin’i kısa süreliğine transfer etti. Orhan Cem Çetin yaptığı isabetli paslarla ve golleriyle Altın Oran taraftarlarının gönlünü alarak birçok kişinin sanat adına kendini sorgulamasına neden oldu. Kaptan, takımı enine oynatmaktan ziyade dikine oynatıp sonuca daha kısa sürede gitmeyi planlıyor. Böylece aradan yıldız oyuncuların çıkabileceğini düşünüyor. Diğer oyuncularda tam destek verirse Haluk hocanın günlerini aratmayacak gibi görünüyor.

Fevzi Acevit -Kaleci: Eski tüfeklerden. Takımın en büyük güvencesi. Tecrübesiyle takımın temel direği ve görünmez kaptanı. Her şeyi sorabilirsiniz. Daha önce Haluk hocayla birlikte çalışmaları bir şans. İkisi birbirlerine destek vererek birçok projenin bitmesine neden olmuşlar. Takımın farklı yaş grupları arasında geçmiş ve gelecek arasında adeta bir köprü gibi. Şimdi dernek ve dergi için elinden geleni yapıyor. Yazılarını adeta oya gibi işliyor. İsmi bile rakip takımları korkutmaya yetiyor. Kelimelerinin kıvraklığı, her iki ayağını çok iyi kullanması ve cümlelerinin adeta topu doksana takar gibi etkili oluşu nedeniyle çok rahatlıkla ileri üçlüde de oynayabilir. Ancak kalede olması takımı çok rahatlatıyor. Psikoloji, parapsikoloji ve insanın ruh dünyası üzerine olan yazılarını Albert Camus gibi kalesinde yalnız düşünürken yazdığı rivayet ediliyor. Bugüne kadar hatalı bir gol yediğini kimse hatırlamıyor.

Hilal Onaç -Sağ Bek: Takıma sonradan girenlerden. İyi oynamak için çok çaba sarf ediyor. Tam bir görev adamı. Defansta görev yapıyor. Fazla ileri çıkmıyor. Diğer arkadaşlarından biraz daha farklı. Röportaj yaparak oyunu okumaya çalışıyor. Başını kaldırıp ileri doğru oynarsa arkadaşlarını daha fazla pozisyona sokacak. Geçen yıl iyi bir çıkış yakalayarak kişisel bir sergi açmışlığı bile var. Bu yılda iyi bir performans bekleniyor.

Metin Bahçıvan -Sol Çizginin Adamı: O da eski tüfeklerden. Kalemi kuvvetli. Yazıları uzun olmasına rağmen okurken bırakamıyorsunuz. İleri üçlünün sol tarafında oynuyor. Sol çizgiyi çok iyi kullanıyor. Verilen pasları çok iyi değerlendiriyor. Aynı zamanda topsuz alanlara da iyi deplase olarak takımın gol yollarındaki etkinliğini arttırıyor. Takımın bitirici gücü. Tribünlerden en çok desteği alanlardan. Dergi geçen ay onun sayesinde soluk aldı. Aynı performansını yıl içinde gösterirse takımı çok rahatlatacak.

Bayram Top-Stoper: Derdini çizerek anlatıyor. Beyninde karikatürcü zekası olduğu çok fazla koşarak nefesini tüketmez. Sonuca çok kısa yoldan gitmeye çalışır. Adrese pas yapar. Çalım atmayı sevmez. Oturduğu yerde iki çizgi ile işi bitirir. Oynadığı mevki belli değildir. Bir bakarsınız defansta bir bakarsınız ileri üçlü arasındadır. Sahada diğer oyuncular gibi doksan dakika koşmaz. Diğerlerinin 90 dakikada anlattığı bir şeyi o birkaç dakika içinde anlatıverir.

Kadir Emrahoğlu- Defans: Yeni transferlerden. Defansın sağlam oyuncularından. Defansta açık vermiyor ama ileriye de fazla çıkmıyor. Topu hızla oyuna soksa daha başarılı olacak. Teknik direktörün verdiği görevi yapmak için elinden geleni yapıyor. Tüm taktiklere uyum göstermeye çalışıyor. Yazılarında takım oyununa göre ahengi daha iyi yakalaması lazım.

Mehmet Ekrem Akçal –Defans: Takıma sonradan girenlerden olmasına rağmen yazılarıyla etkili olmuştu. Özellikle eski Adana’yla ilgili yazıları oldukça ilgi çekmişti. Gelecek vaat eden bir topçu olması için daha mücadeleci olması gerekiyor. Hemen küsmesi hem kendisini hem de takımı oyundan düşürerek, diğer oyuncuların daha fazla ve daha erken yorulmasına neden olabilir. Diklemesine oynarsa daha verimli olacağından şüphe yok.

Mehmet Emin Arıcı-Orta Saha: Dergiyle işi aynı yöndedir. Adanalı sanatçıları ve Adananın sanat yönünü anlatmak için uğraşır. Takımın sanat okumuşlarındandır. Alt yapıdan yetişip A takıma kadar çıkmıştır. Yazılarında bir vefa duygusu hâkimdir. Adana’yı ve Adanalı sanatçıları ön plana çıkarmayı sever. Dergi için sahada elinden geleni yapar.

Pelin Emrahoğlu-Forvet: Forvetin güçlü ayaklarından. Son yaptığı röportaj çok ses getirdi. Tabiri caizse topu doksana taktı. Oyunu okuması iyi. Deplasmana gitmekten çekinmiyor. Mesut Mertcan’ı bin bir zorlukla Adana’ya getirip huzurevine yerleştirmesi takdire şayandı. Bu yaptığı centilmenlikle bu yılın fairplay ödülünü hak etti.

Ali İhsan Ökten- Orta Saha: Takımın emektarlarından. Gerekirse defansa yardım eder, gerekirse forvete gollük paslar atar. Defans ve forvet arasında ileri geri çalışır. Görev adamıdır. Sakin gibi gözükür ama yazılarıyla didişmeyi sever. Takımın liberosudur. Defansın en gerisinde esrarengiz savunma oyuncusu olarak serbest biçimde konumlanmıştır. Topu hızlıca kesip, oyuna hızlı ve etkili bir şekilde başlamak ister. Kendisine devamlı yeni yönler belirleyip bıkıp usanmadan sahanın ilerisine ulaşmaya çalışır. Kolektif oyuna önem gösterir. Savunma güvenliğini sağladıktan sonra oyunu kurgulayarak takımı atağa kaldırmaya çalışır. Olumsuz durumlarda orta sahanın oyun kurucusu ile iyi anlaşarak takımın toparlanmasına yardımcı olur.

İlkay Zehra Ülbeği-Orta Saha : Antremanlara gelmeyi sevmez. Hep bir mazereti vardır. Ancak yazılarını maçlara son dakika da olsa yetiştirir. Bazen takım kaptanı ile polemiklere girer. Ama maç sonunda birbirlerini tebrik ederler. Orta sahanın ortasından başka yere çıkmaz.

Edip Kuzey Akten-Santrafor: Deniz’in erkek versiyonu. Klavyesi çok güçlü ama facebook’a yazı yazmaktan daha düzgün bir şeyler yazmaya vakti kalmıyor. Kendini disipline ederse çok daha iyi yazılar çıkarabilecek. İlk onbire bir giriyor, bir çıkıyor. Son dönemlerde kendisini yine toparlayarak sezona fırtına gibi girdi. Takımın en yaratıcı oyuncularındandır. Nasıl forvet oyuncular sahanın en özgür insanı iseler Edip Kuzey Akten’de yazmakta en özgür olan oyuncudur. Klavyesinin kemiği yoktur. Gerçi dergide daha disiplinli yazmaya çalışır. Gece ortamı olan facebook’ta ise taşradan İstanbul’a giden oyuncular gibi dağıtır. Oğuz Atay’ın tutunamayanlarındandır.

Yedekler

Deniz Yerdelen: Şiir gibi yazıları var ama istikrarsız. Her an ilk onbire girebilir. Ama bir türlü istemiyor. Oysa ki kalem eline çok yakışıyor. Akademisyenliğinin verdiği farklı yazı yazma tekniği ile yazılarını herkese okutuyor. Bilimsel bir makale mi yoksa bir sanatçının hayatını mı okuyorsunuz farkına varamıyorsunuz. En kısa zamanda takımda görmek arzumuzdur.

Nuri Hoca: Bir zamanlar takımın as oyuncularındandı. Dergi kapağının fotoğraf seçimi ve onun öyküsünü yazıyordu. İçindeki amatör ruhla mahalledeki okul takımını fotoğrafta Türkiye Şampiyonasında zirveye taşımıştı. Üstelik akranlarının elinde milyonlarca liralık makinalar varken o kola kutularıyla büyük başarı kazandı. Bu İstanbul kulüplerinin de dikkatini çekmişti. Her taşralı futbolcunun hayal ettiği gibi İstanbul’ da top koşturmak istedi. İstanbul’dan gelen teklifi de kaçırmak istemedi. Ancak İstanbul’un insanı yutan özelliği daha önce bir çok topçuya hüsran yaşatmıştı. Nuri hocanın ne yaşadığı bilemiyoruz ama hoca Adana’ya geldikten sonra da bir küskünlük yaşıyor. Uzun bir süredir formsuz. Onu yeniden aramızda görmek için daha fazla antreman yapması gerekiyor. O da Oğuz Atay’ın tutunamayanlarından.

Mahmut Hazım Kısakürek: Zorunlu jübile yapanlardan. Ayağına aldığı bir darbe genç yaşında sahalardan uzakta kalmasına neden oldu. Uzun süredir nekahat döneminde. Yavaş yavaş antremanlara başladı. Şimdilik oyunu tribünlerden izliyor. Bu durum canını sıkmasına rağmen mücadeleye devam ediyor. Hâlâ alanında bir numara ve tek isim. Kukla sanatında yeri doldurulacak gibi değil.

Jübile Yapanlar

Mehmet Kobaner-İpek Kobaner: Erken yaşta jübile yaparak takıma erken veda ettiler. Mehmet Kobaner’in yazıları için yanınızda mitoloji sözlüğü almanız gerekiyordu. Zaten mitolojik olan öykülerine ayrı bir öykü katarak mitoloji kahramanlarına selam gönderiyordu. Takımın emektarlarındandı. Köşesi hala onu bekliyor. İpek Kobaner, kalemi çok nazikti. Her ne kadar Adana sorunlarını bardağın dolu tarafından görmeye çalışsa da bardak çok boşaldığı için bir türlü dolmuyordu.

Ahmet İhsan Çay-Nevcihan Çay: Ahmet İhsan Çay’ın takım olarak felsefik yazılarını özledik. Memleketin okuma-yazma oranı düşük olduğu için yazma tarzı bazen anlaşılmazdı. Bu yüzden taraftarı azdı. Ama bunun önemi yoktu. Zaten Das Kapital’i de kaç kişi okuyup anlamıştı ki. Nevcihan Hanım, Adana yemeklerini bizlere tanıtacakken oda habersizce aramızdan ayrıldı. Oysa o tariflerle ve taktiklerle takım daha lezzetli yemekler yemeye başlamıştı. Kobaner çifti gibi Çay ailesini de en kısa zamanda aramıza görmek arzumuzdur.

 




Sayı 29 (Kasım - Aralık 2015)

Bu yazı 1236 defa okundu.