Çocuk Oyunları ve Sokak!

Çelik Çomak... Gulle... Uzun Eşşek... Güvercin Taklası... Yakan Top... Bombili... Topaç... Uçurtma...

 

Ne güzeldi, güneşin ufuktaki mezarına yavaş yavaş gömüldüğü saate kadar sokaklarda kalmak.
Gölgeler kaybolmaya başlayınca kız kardeşim yanıma gelip: “Annem seni çağırıyor abi.” dediği an sokak zamanının bittiğini anlardım.
Ne oyunlar oynardık, okul dönüşü yemeği boğazımıza döktükten hemen sonra sokağa fırlayıp. Her mevsimin moda oyunları vardı.

 

Çelik Çomak
Mesela içinde bulunduğumuz bu ayların en moda oyunu çelik çomaktı. Çelik diye adlandırdığımız uçları yontulmuş kısa sopanın ortası boşlukta kalsın diye ya bir çukur deşerdik yere, ya da iki taş koyardık yan yana. O boşluğa çomak sokulup, çelik havaya kaldırılıp bir an boşlukta bırakıldıktan sonra çomakla yanlamasına vargüçle vurulup mümkün olduğu kadar uzağa göndermektir amaç. Karşıdaki oyuncular havada yakalamaya çalışırdı çeliği. Ne gözü karalıktır bu! Havadan sana doğru hızla gelen tahta parçasını tutmaya çalışmak. Abooooov!


Kızlar bu işi çok iyi yapıyordu. Çünkü onların etekleri bu çelik tutma işi için biçilmiş kaftandı. Niye şaşırdınız? Kızlarda oynardı bizimle bu oyunu. Hatta her grup mutlaka bir kız oyuncu alırdı arasına. Sırf eteğin avantajı için.


Gulle ve Dakka
Yaz aylarının ortasında ise, gulle oyunu sokak oyunlarının favorisi idi. Gulle ne mi? Misket! Ya da “bilye” veya “bilya”. Camdan, içi renkli yuvarlak bir oyuncak.Her oyuncu kendince en iyi gullesini dakkalık yapardı. Valla ben de bilmiyorum “dakka” ne demek. Ama kaybedilmemesi gereken en kıymetli gulle olduğunu biliyorum. Dakkalığını kaybeden cırlazırdı.(TDK: Oyunda mızıkçılık etmek) Çok güçlü olurdu dakkalık.
Vurduğu cam gulleyi kırardı bazen. Gulle oyununun birçok versiyonu vardı. Küçük bir dairenin içine dizilen gullelerin daire dışına çıkarmadan dağıtılması en gözde grup oyunlarından birisi.

Şeker Kamışı ve Gazoz
Ha birde kamış kesmece vardır. Şeker kamışı. (Öz suyunda yüksek miktarda sakkaroz bulunan, uzun ve mor kabuklu Adana ve civarında kültürü yapılan çok yıllık bir bitki.) Kamış, dik olarak, kol hizasındaki boğumlarından birinde, bıçak ile küçük bir yara açılarak, kabuğu kaldırılıp bıçakla dengede tutulur. Oyuncu kendini hazır hissedince tek elinde tuttuğu bıçakla, dik duran kamışı yere düşürmeden doğramaya başlar. Amaç olabildiğince çok dilimlemektir kamışı.
Gazoz patlatarak da oynanır bu kamış dilimleme oyunu. “Gazoz patlatmak ne demek?” dediğinizi duyar gibiyim. Bakın şimdi; bu oyun için bir şişe “Zaman” ya da “Ferah Bade” gazozu, gazoz açacağı, şeker kamışı ve bıçak lazım. Oyuncunun iyi koşması bir başka özelliğidir bu sokak oyununun. İlk önce oyuncu gazozu iyice çalkalar sonra şişenin tabanını topuğuna bir kez vurur. Daha sonra belirlenen bir noktaya doğru hızla koşup geri gelir. Şeker kamışını önceden belirlenen sayıda bıçakla doğrar. Sonunda da gazozu gazoz açacağı ile bir defada hızla açar. Eğer gazoz şişeden caşarsa (Taşarsa) oyunu kazanır. Kazancı mı? İçtiği gazoz ve dilimlere ayırdığı kamış.

Okul Oyunları
Okullar açıldığında sokak oyunları hafta sonlarına kalırdı. Ama sabah öğleye kadar okula gidenler bu konuda biraz daha avantajlıydı. Derslerini bitirdikten sonra (çalışkan öğrenciler için geçerli) oyun oynama hakkı ve zamanı vardır. Ama oyun arkadaşlarının çoğu okulda olduğu için daha az kişili veya tek kişilik oyunlar oynamak zorunda kalırdık. Ama tatil günleri bir bayram günü gibiydi.

Karpit Patlatmak
Sonbaharın en gözde oyunlarından biri biraz tehlikeli olsa da karpit patlatmaktı. Bir çukur açılır içerisine su konup, karpit de atıldıktan sonra üstüne tabanı delinmiş bir konserve kutusu kapatılıp etrafı da iyice çamurla sıvandıktan sonra üstüne ateş gösterilerek patlatılırdı. Bu oyunun bugün oynanmaması biraz isabetli oluyor. Hoş bugünkü çocuklar havai fişek ve molotof patlatıyorlar. Tehlike sınırını biraz daha aştılar. Ama sokak oyunu oynamıyorlar! Sokaklarıda kız çocuklarına bıraktılar. Oyun oynanabilecek sokak kaldıysa tabii ki.

Uzuneşeği bilir misiniz? Ya “Aç Kapıyı Bezirgân Başı”nı? Ha bir de “Güvercin Taklası” vardı. Ama tatil günlerini en güzel oyunu körebeydi. Okulun bahçesinde oynanan “Mendil Kapmaca” da her teneffüsü iple çektirirdi bize. Kız çocuklarının en gözde oyunu ise “Seksek” idi. Çeşitleri vardı seksekin: Dört kareli cüz, beş kareli, mektuplu, sekizli, aynalı, teyyare.
Aaa…
“Yağ Satarım Bal Satarımı” unuttum.
Yağ satarım, bal satarım,
Ustam ölmüş ben satarım.

Yakan Top
“Yakan Top” bugün de revaçta. Daha dün bizim sokakta çocuklar oynamaya çalışıyorlardı. Çalışıyorlardı diyorum çünkü sokağın trafiğinden sık sık ara vermek zorunda kalıyorlardı oyunlarına. Sokağa park etmiş arabalardan da kendilerine bir oyun alanı bulmaları mucize. Bu sadece benim sokağım ile ilgili değil. Bütün sokaklar böyle şimdi.

Kale Oyunu... Bombili... Dalyan...
Hah şimdi aklıma geldi. “Kale” oyununu hatırlayanınız var mı peki? Oyuna başlamadan önce küçük yuvarlak yassı taşlardan yedi tane bulunur. Bir tane bezden yapılmış top bulunur. Eşit bir şekilde ikiye bölünen oyuncular “Yaş mı, kuru mu?”  seçimi ile öncelikli grubu belirlerler. Taşların yanında kalan oyuncular yedi adım ötede taşları devirmek için top atacak grubun oyuna başlamasını beklerler. Sıra ile top atanlardan hiçbiri taşları deviremezse taşların başındakilerle yer değiştirirler. Taşları top ile yıkanlar taşlar yıkılınca kaçarlar ve attıkları top ile kendilerini vurmaya çalışan taş bekçilerinin uzağında durmaya çalışırlar. Bir yandan da taşları devirenler yeniden üst üste dizmeye çalışır. Çok zor ve heyecanlı bir oyundur kale.Bazı yörelerde de “Yedi Taş” diye anılır. “Bombili”, “Dalya” gibi isimleri de vardır.

Bir de oyuncaklar vardı: Telden yapılma araba, çatal(bir adı da kuş lastiği), patlangaç, topaç, uçurtma.
Hey gidi günler hey!

Oyunlarla Birlikte Sevgi de Kayboldu
Şimdi zekâ ve emek ile oynanan oyunların yerini hazır satılan ve daha dar mekânlarda asosyal çocuk oyunları aldı. Çocukluk kayboldu. Şimdiki çocuklar dört yaşından itibaren dört duvarların arasında ailelerin isteği ve tutkuları doğrultusunda eğitime endeksli birer robot oldular.
Bununla birlikte sevgi de kayboldu.

 

Yazı: Mahmut Hazım Kısakürek

Fotoğraf: Hasan Taslakçı, Aslışah Yayıcı




Sayı 3 ( Temmuz - Ağustos 2011 )

Bu yazı 15919 defa okundu.