Anıtkabir’in Kitabeleri Nasıl Yazıldı?

 
etemm
 
 
 

 

 

Anıtkabir’in Kitabelerini Yazan İki Ustanın Öyküsü

 

Yıl 1953. İstanbul’da Babıali yokuşundan Cağaloğlu’na çıkarken İran Sefarethanesi ile İstanbul Erkek Lisesi’nin bahçelerinin duvarının altındaki sokak, Narlıbahçe Sokağıdır. Sokağın dört  beş katlı yapılarının üst katları, sefarethane ve lisesinin bahçesi ile aynı seviyededir. Beş katlı Apa Ofset’in son katları; Güzel Sanatlar Akademisi’nin yazı öğretmeni, Hattat Ord. Prof. Dr. Emin Barın’ın cilt ve yazı atölyesidir. Hocanın, hayır hocanın değil, “hocamın” atölyesi, çalışma yeri veya işliği, yani “sanatevi”, bir hol ve iki küçük oda. Üst katı, Haliç, Boğaz, Üsküdar, Haydarpaşa, Kadıköy;  dört mevsimiyle avuç içi bir köşk, “Camlı Köşk”.Yalnız, İstanbul Erkek Lisesi yönü kapalı. İçinde, mukavva, karton, kağıt, top paketleri, tutkal torbaları ve diğer malzemeler ve bir de üzerinde yatak yorgan ve içinde geceleri kendim... Ben ise, sıcak, soğuk, yıldızlı, bulutlu, şimşekli, gürültülü, karlı gökyüzü ile başbaşa. Bazı geceler ben, kendimle yer değiştirirdim. Ben yatakta, kendim gökyüzünde, Haliç’te, Galata Kulesi’nin tepesinde, Boğaz’da, Üskdar’da bir cami içinde, minarede...Yazacağım yazıları, harfleri ve kağıtları her gün, Narlıbahçe’den alıp, Fındıklı’ya Güzel Sanatlar Akademisi’ne gidiyordum.

 

Emin Barın Eğitim İçin Almanya’ya Gitti

 

Veya Sarayburnu’nda, Emin Barın hocamla Topkapı Sarayı’nda Şeyh Hamdullah’n dizlerinin dibinde. 1933 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yirmi yaşındaki Emin’i, Sait ve Ferit’i Almanya’ya yazı eğitimi için gönderir. Emin, kitap cildinde ve yazı sanatında parlak, ışıklı, başarılı, ödüller dolu kucağında döner Türkiye’ye... İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde cilt ve yazı öğretmeni olarak göreve başlar. Efendim, bendeniz, Cağaloğlu, Narlıbahçe’deki Camlı Köşke yükselmeden önce Akademi’de hocamın öğrencisi oldum.Haydi Bakalım Etem, Bütün Yaz YanımdasınVe yıl 1953. Okullar tatile girdi. Bahar çığlıkları Haziran cıvıltıları oldu. Hocam, “Haydi bakalım Etem, bütün yaz yanımdasın. Atatürk için yapılan Anıtkabir’in kitabelerini yazacağız.” Anıtkabir’in projeleri masanın üzerinde. Hem eski yazının, hem yeni yazının büyük ustası hocam, deneyimleri ile masanın başında, milimetrik kağıtlar üzerinde, birebir eskizleri hazırlarken;  ben hocamın sağındayım, kendim rüyalarda uçuyorum. Hocam Anıtkabir’deki kulelerde yer alacak yazıların karakterlerini belirledi. 1/1 ölçüde milimetrik kağıda, A’dan Z’ye 29 harfi çizdi. Çamlı Köşkteki kartonları yazı odasına indirdim. A’dan Z’ye hocamın çizdiği yazıları kartona geçirdim, kestim, çoğalttım. Kulelerde yer alacak cümleleri ve yerlerinin ölçülerini verdi.

 

Anıtkabir Duvarındakiler Kabartmadır, Kulelerdekiler İse Oyma

 

Şeref salonunun girişinde, sağdaki ve soldaki Gençliğe Hitabe ve Onuncu Yıl Nutku’dur. Bu yazıtlarda yazılar, mimarinin yapı karakteri ile uyumlu.Hocamın özgün, kütleli, blok harfleri birçok özellik taşımaktadır, duvardakiler kabartmadır, kulelerdekiler oyma.Anıtkabir’de 10 kule var. Hürriyet, İstiklali Mehmetçik, Zafer, Müdafaa-i Hukuk, Cumhuriyet, Barış, 23 Nisan, Misakı Milli, İnkilap kuleleri. Yazıtlardaki yazıların tümü, kulelerin adına göre, oluşturulan bir bilim kurulu tarafından Nutuk’tan seçilmiş.

 

Çok Onurlu Çalışma

 

Emin Barın hocam; “Etem çok onurlu bir çalışmaya başladık.” dediğinde, kendimi yenmeye çalıştım. Yazacağım yazıları, harfleri ve kağıtları her gün, Narlıbahçe’den alıp, Fındıklı’ya Güzel Sanatlar Akademisi’ne gidiyordum. Paket kağıtları, 70x100’leri ucuca yapıştırıp ölçülere göre, uzun şeritler haline getiriyordum, seriyordum boydan boya Akademi’nin uzun koridoruna. Yazıyordum, yazıyordum...Ölçülere yazıları denk getirince çok seviniyordum. İlk deseni bana hocam Sabri Berkel gravür atölyesinde gösterdi, çalışıyordu yorulmadan... Ellerde, yüzlerde gülen, taş tozları... Ara sıra, boğazı seyrederek sohbet ederdik. Yazdığım kağıtları, her sabah kontrol ettikten sonra hocam imzalardı. Hocamın yüzündeki mutluluk, beni de mutlu ederdi. Yazılan yazıları, haftada veya on beş günde bir Ankara’ya götürür, Anıtkabir inşaatına gider, getirdiklerini taş ustalarına verir ve yapılanları da kontrol ederdi...

 

etem_amca

Sarışın Anadolu Taşları

 

Ara ara ben de götürürdüm yazıları. Görürdüm ki işçiler, ustalar, heykeltraşlar, mozaikçiler, Cumhurbaşkanı Bayar, Başbakan Menderes, Bayındırlık Bakanı  “Sarışın Anadolu Taşında” yapının duvarlarında sanatçı, nasırlı ellerde taş keskisine, çivisine inen çekiçlerden çakan mavi şimşek, ateş çıngılar, sıçrayan taş parçaları ve alın terine karışan, taşlardan çıkan sarışın altın taş tozları... Ellerde, yüzlerde gülen, taş tozları... Duvardaki kabartmaları gece gündüz ortaya çıkarıyor. Meğer o taşların içinde neler varmış...“...Sarışın bir kurda benziyordu.Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.”   Nazım Hikmet’in Kuvayi  Milliye’sindeki gibi…Vefakar Öğrencim Etem’eEmin Barın hocam Gazi Mustafa Kemal döneminde Almanya’ya yazı ve cilt öğrenimine gönderildi. Kemal Atatürk döneminde büyük bir yazı ve cilt ustası olarak yurda döndü. “ Benim en büyük onurumdur.” dediği Anıtkabir yazılarına imzasını koydu.Benim de bu onurlu çalımada hocamın öğrencisi ve asistanı olarak güzelyazı sanatıyla ilk tanışmam oldu.Sevgili hocam, bana armağan ettiği bir eserine şöyle yazdı:“ Öğrencim, vefakar yardımcım Etem Çalışkan’a”... Emin Barın

 

 

 

Atatürk’ün Ölüm Tutanağı

 

Ve, ve, ve 1953 yılı Kasım’ının 10. günü Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz cenazesi, Türk milletinin gönülden saygınlığı içinde şeref salonundaki siyah mermer lahdin tam altında toprağa konuldu. Ankara toprağına, yurdumuzun bütün illerinden getirilen vatan toprağı da katıldı. Cenaze getirilmeden önce, Emin hocam deri üzerine Atatürk’ümüzün ölüm tutanağını yazdı. Gümüş bir muhafaza içine koydu. Hocam, beni de yanına aldı, Ankara’ya gittik. Anıtkabir’de, şeref salonundaki siyah mermerin tam altında açılan toprağa konuldu.Niçin Fotoğraf ÇekmedikHocam, “ Ah Etem hiç düşünmedik tutanak  o açılan toprağın içine  konulurken fotoğraf çektirmeyi!” diye söylenirdi.Türkiye Cumhuriyeti’nin 88. yılını kutlarken, Cumhuriyetin kurucusu, büyük devrimlerin önderi yüce Atatürk’ümüzü ve yazı devriminin büyük sanatçısı sevgili hocamı saygıyla anıyorum, Ulu Tanrı’dan rahmet diliyorum...

Ve Kuvayi Milliye’den devamla:...Yürüdü uçurumun başına kadar,  eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

 



Sayı 5 ( Kasım - Aralık 2011 )

Bu yazı 3735 defa okundu.