ANAVARZA KAZILIYOR; BİR KAHRAMAN ARANIYOR

Yıllar önce İtalya’ya yaptığım bir gezide rehberin söylediklerinden çok etkilenmiştim. Şöyle demişti “İtalya böylesine güçlü bir turizm ülkesi olmasını atalarına borçlu’’ O zamanın insanlarını kahraman olarak nitelediler. Ne kadar haklıydı! İnsanlar hep birlikte olup ülkeyi geliştirmiş ve avrupanın en büyük turizm geliri getiren bir ülke konumuna getirmişlerdi. Defalarca başka Avrupa’nın ülkelerine turistik gezi yaptım. Bunun için kilometrelerce yol gidip, sürüyle para harcadım. Bundan dolayı pişman mıyım? Hayır. Çünkü gördüğünüz her yeni yer size birşeler öğretir, hissettirir ya da mutlu eder...


Silifke, Mut gibi Çukurova’nın tarihî yerlerini gezerken, gezi boyunca İtalya’daki rehberin söyledikleri sözlere karşılık sorular oluştu kafamda. Bizim üniversitelerimizdeki arkeologlar, sanat tarihçileri ya da bu konularla ilgilenen insanlar, öğrenciler, akademisyenler ne yapıyorlar? Arkeolojiden mezun olan bir öğrencinin nasıl hedefleri ve idealleri var? Bizim ülkemizde, resmî zorluklara yenilmeyip, azmedip, elini taşın altına koyup bir şeyler başlatacak bir kahraman olmayacak mı? Farkındayım bu çok zor ama unutmayalım ki, en büyük başarılar en büyük zorlukları yenenlerce gerçekleşir.

 

'Bizim üniversitelerimizdeki arkeologlar, sanat tarihçileri ya da bu konularla ilgilenen insanlar, öğrenciler, akademisyenler ne yapıyorlar? Arkeolojiden mezun olan bir öğrencinin nasıl hedefleri ve idealleri var?'

 

Anavarza Kazılıyor
Neyse ki şimdi içimde bir heyecan var.  Anavarza kazılmaya başlandı hem de başında Murat Durukan gibi idealist, heyecanlı ve başarılı bir arkeolog ile. İçimdeki bu soruların yanıtını alabilmek ve birinci ağızdan Murat Durukan’dan detayları anlatmak üzere ben sordum o yanıtladı.

Altınşehir Adana: Bize Anavarza’nın tarihinden ve bölgedeki öneminden biraz bahseder misiniz?
Murat Durukan: Anavarza antik kenti Roma döneminde kurulmuş, bölgede başkentlik yapmış, zengin bir tarihe sahip, büyük ve gösterişli bir şehirdir. Antik çağın en büyük ve en ünlü kentlerinden biri olan Tarsus’la bu coğrafyanın metropolisi olmak için rekabete girmiş ve bunu kazanmış bir kenttir. Metropolis olmanın avantajlarıyla kıskanılacak ölçüde zenginleşmiştir. Bu zenginliğin bir göstergesi olarak, Anadolu’da sayısı birkaç adet olan amphitiyatrolardan (yuvarlak planlı arena) biri Anavarza’da inşa edilmiştir. Ayrıca bir tiyatro, bir stadyum, kiliseler, tapınaklar, sütunlu yollar, suyolları, muhteşem sur duvarları, kale, mezar yapıları, lahitler, kamu binaları gibi yine kentin zenginliğine işaret eden çok sayıda yapı şimdiden tanımlanabilmektedir.
Anavarza’nın mozaikleri de çok dikkat çekmektedir. Bilindiği üzere dünyanın en büyük mozaik koleksiyonu Gaziantep’te, üçüncüsü de Antakya’dadır. Gaziantep Zeugma’da yakın dönemde bulunan mozaiklerin dünyada yarattığı etkinin bir benzerini Anavarza’da yakalayacağımızı düşünüyorum. Zeugma’nın yaratmış olduğu rüzgârdan da yararlanarak, Adana-Gaziantep-Antakya bölgesinde dünyanın en zengin mozaik koleksiyonunu görmek üzere reklam yapmak ve insanları buraya davet etmek amaçlarımız arasında bulunmaktadır. Bu kentlerin arasındaki mesafenin kısalığı dikkate alındığında, ortaya çıkacak sinerji tüm bölgeye büyük yarar sağlayacaktır.
Bu gerekçelerle Anavarza, bölgemizde hedeflenen turizm hareketini başlatabilecek önemli bir cazibe merkezidir. Hepimizin sahiplenmesi gereken ve aynı zamanda bir sosyal sorumluluk çalışması olan bu büyük projenin, bölgesel, ulusal ve uluslararası çapta yankıları olacaktır. Bilimsel ve kültürel sonuçlarının yanı sıra, ekonomiye de büyük katkısı olacak bu prestij projesinin bir parçası olmak hem toplumsal bir görev, hem de bir gurur kaynağıdır.

A.A.: Kazı bayramındaki heyecanınızı gördüm ve bu görevi çok doğru bir şekilde yapacağınıza eminim.  Bu tür çalışmalar çok uzun solukludur. Sizi nasıl bir süreç bekliyor?
M.D.: Bu denli önemli bir projenin bir parçası olmak zaten başlı başına heyecan verici bir duygu. Ancak bu projede şahsen yer almasaydım bile aynı heyecanı duyardım. Nitekim Türkiye’de ve Avrupa’da pek çok ören yerini gezmiş bir arkeolog olarak bundan 10 yıl sonrasını tahmin edebiliyorum. Neden Anavarza onlar gibi olmasın? Efes’i, Bergama’yı, Perge’yi veya Napoli yakınlarındaki Pompei’yi, Atina Akropolünü ziyaret eden turistler neyi hedefleyerek bu ziyaretleri gerçekleştiriyorsa, Anavarza’da fazlası var.

 

“Gaziantep Zeugma’da yakın dönemde bulunan mozaiklerin dünyada yarattığı etkinin bir benzerini Anavarza’da yakalayacağımızı düşünüyorum.”

 

Ceyhan Nehri’nin alüvyonları görkemli Anavarza kentinin yapılarını şu anda bir yorgan gibi örtmüş durumdadır. Yüksekten bakıldığında kentin muhteşem mimarîsi ve planı okunabilmektedir. Kazı çalışmaları sayesinde, kısa zamanda bu yapıların ortaya çıkarılması ve restorasyon çalışmalarının başlatılması düşünülmektedir. Bilimsel sonuçların değerlendirilmesine paralel olarak, Perge, Aspendos, Efes, Bergama gibi antik kentlerin restorasyonda izlediği yoldan gidilerek, yeni bir turizm destinasyonu yaratmak hedeflenmektedir. Kazı çalışmaları sürerken restorasyona başlanacaktır. Ancak bu noktada şunu hatırlatmamda yarar vardır. Arkeoloji bir sabır işidir. Hemen yarın bunun gerçekleşmesini bekleyenler varsa hesap hatası yaparlar. Bu çalışmaların ilk sonuçları, uygun koşullar sağlandığı takdirde üç, dört yıl sonra görülmeye başlanacaktır. Uygun koşulların sağlanması çok önemlidir. Pahalı ve zahmetli bir işe başlıyoruz. Yeterli bütçeyi oluşturamazsak hedefler sapar.

 

'Efes’i, Bergama’yı, Perge’yi veya Napoli yakınlarındaki Pompei’yi, Atina Akropolünü ziyaret eden turistler neyi hedefleyerek bu ziyaretleri gerçekleştiriyorsa, Anavarza'da fazlası var'

 

A.A.: Böyle bir kazıya başlamak ve bunun süreci çok zorlu olmuştur. Siz nasıl cesaret ettiniz?
M.D.: Üniversite öğrenciliği yıllarını da hesaba katarsanız, 23 yıldır profesyonel olarak arkeoloji biliminin bir parçasıyım. Bu zaman diliminin 18 yılı Kilikia bölgesini araştırarak geçti. Tezler hazırladık, çok sayıda makale yazdık, dergiler bastık ve kitaplar yayınladık. Bu çalışmalar ve bu zaman dilimi, insana önemli bir meslekî tecrübe kazandırıyor. Bu tecrübe ile bölgemizde her bakımdan kazılması en uygun antik kentin Anavarza olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Başka antik kentleri kazmam için çeşitli illerden öneriler gelmiş olmasına rağmen Anavarza’yı tercih etmemin en önemli nedeni budur.
Sadece bilimsel açıdan değil, turizm vasıtasıyla bölgemizin ekonomik kalkınmasına direk etki yapacak, bölgeye sıcak para girişi sağlayabilecek bir ören yeridir Anavarza. Bu kadar önemli bir antik kentin burada olması ve bizim bu bölgede görev yapıyor olmamız birlikte düşünüldüğünde, Anavarza’yı bizim kazmamız aslında doğal bir sonuçtur. Bildiğiniz üzere üniversitelerin açılmasıyla birlikte kazı çalışmaları da sonlandırılır. Bu nedenle başka kentlerden veya ülkelerden gelen meslektaşlarımız, bu çalışmaları yaz aylarıyla sınırlı tutmak zorundadır. Biz ise Anavarza’ya yaz kış demeden bir saat içinde ulaşabiliriz. Kazı çalışmalarını yaz ayları dışında da sürdürebiliriz. Bunun birkaç anlamı bulunmaktadır. İlk olarak; daha fazla çalışmak, daha fazla iş üretmek ve daha fazla sonuç almak anlamına gelir. Doğal olarak Anavarza daha kısa zamanda bir cazibe merkezi, bir çekim merkezi olacak demektir. İkincisi, bizim burada daha uzun çalışmamız, bölge insanının işsizlik sorununa önemli bir çözüm getireceği gibi, zamanla turizmle ilişkili değişik iş kollarının ortaya çıkmasına da vesile olacaktır. Bu nedenle Anavarza’da kazıya başlamak, bilimsel sorulara cevap aramanın yanı sıra, ülke menfaatleri açısından da bir fırsattır.
Benim dışımda, ülkemizin değişik üniversitelerinde görev yapan iyi yetişmiş meslektaşlarımızla kurduğumuz ekipten güç alarak kazıya başlama kararı verdik. Önümüzdeki süreçte yabancı meslektaşlarımızın da ekibe katılması düşünülebilir. Bundan on yıl öncesine kadar Türk arkeologların maddî destek bulması çok zordu ve bilimsel açıdan hiçbir eksiğimiz olmamasına rağmen kazı yapmak büyük bir sorundu. Ancak artık Türk kazıları da, devlet kaynaklarının yanı sıra önemli sponsorlar tarafından destekleniyor. Tekrar altını çiziyorum esas problem de buydu. Geri kalan kısmı zaten bizim işimiz. Arkeolojik kazı yapmak bizim için işin en keyifli ve en kolay bölümüdür. Prosedüre gelince, işin bürokratik kısmı oldukça uzun sürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile 2010 yılından beri temas halindeyiz. Nihayet 2012 Mayıs ayında olumlu görüş çıktı ve Adana Müze Müdürü Sayın Kazım Tosun’un başkanlığında ve benim bilimsel danışmanlığımda kazının başlatılmasının uygun olduğu şahsıma bildirildi.

 

'Hedefe ulaşmak istiyorsak bunun hayli üzerinde bir bütçe oluşturmamız gerekiyor.'

 

A.A.: Maddî anlamda katkı sağlayan kuruluşlar var mı?
M.D.: 2012 yılı Eylül ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı 120 bin liralık bir ödenek gönderdi. Şimdilik tek kaynak bu. İki teknik personel ve 13 işçiyle çalışmaları başlattık. Ancak bu para Anavarza gibi dev bir metropolde yapmak istediklerimiz için çok yetersiz. Hedefe ulaşmak istiyorsak bunun hayli üzerinde bir bütçe oluşturmamız gerekiyor. Bu konuda da çok umutluyum çünkü başta Sayın Valimiz Hüseyin Avni Coş olmak üzere, Kozan Kaymakamı Sayın İzzettin Sevgili, Büyükşehir Belediye Başkan v. Sayın Zihni Aldırmaz ve Kozan Belediye Başkanı Sayın Kazım Özgan bizleri kabul edip konuyu sahiplendiklerini ve önemsediklerini göstermişlerdir. Onların desteği ile önümüzdeki yıllarda daha büyük ölçekli bütçeler yapabileceğimizi düşünüyorum.

A.A.: Köy halkı sizce bilinçli mi?
M.D.: Köy halkı son derece bilinçli. Bu bilincin oluşmasında en temel faktör, bugüne kadar yaşamış oldukları olumsuz deneyimler. Köyün tamamı SİT alanı üzerinde bulunuyor. Hareket etmek mümkün değil. Pek çoğu mahkemelik ve bazılarının maalesef cezaevi deneyimi olmuş. Bu manzara hem köy halkını, hem de yöneticileri üzüyor. Bazı noktalarda tıkanıklıklar aşılamadığı için bu küçük köyün bir başka alana taşınması gerçekleştirilememiş. Ancak kazı çalışmalarının başlaması bu sorunun gündeme taşınmasına ve büyük olasılıkla çözülmesine katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

A.A.: Türkiye’de neden arkeolojik kazılara yeterince önem verilmiyor sizce?
M.D.: Bu soru birden fazla boyutuyla incelenmesi gereken bir sorudur. Konunun bir izin faslı, bir de destek faslı bulunmaktadır. İzin faslı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilişkilidir. Bakanlık, arkeolojik çalışma iznini bazı koşullara bağlamıştır. Aslında bu koşullar niteliği yükseltmek amacıyla getirilmiştir. Kazıyı yapacak olan bilim adamının vasıflarını ince eleyip sık dokurlar. Kazı yapma ehliyeti olup olmadığını sorgularlar. Bir süre öncesine kadar, değişik meslek gruplarına da kazı izni verilmekteydi. Mimarlar, Tarihçiler, Epigraflar bu izinleri almışlardı. Ancak olumsuz deneyimler neticesinde bu meslek gruplarına kazı izni verilmesi yasaklandı. Sadece Arkeologlar ve Sanat Tarihçiler kazı yapabilir hale geldi. Bunun üzerine bir de Yardımcı Doçentlere kazı izni verilmeyeceği kararı alındı. Bu durumda kazı yapabilecek akademisyen sayısı oldukça azaldı. Aslında önem vermemek değil, bakanlığın ölçütlerine uyan akademisyen sayısının azlığıyla ilgili bir durumla karşı karşıya kaldık. Bir başka ifade ile, kazı yapmak isteyen akademisyen sayısı daha fazla olmasına rağmen, kriterleri sağlayanların sayısı az olduğu için sanki arkeolojik kazılar önemsenmiyormuş gibi bir algı ortaya çıktı. Aslında bakanlık düzeyinde son yıllarda bunun tam tersi bir yaklaşımla arkeolojik kazılara eskisine oranla daha fazla bütçe ayrılıyor.
Konunun destek faslı ise bir vizyon meselesidir diyebiliriz. Her şeyi Ankara’dan bekleme dönemi bitmiştir. Artık bölgesel dinamikler bu işin lokomotifi olmalıdır. Örneğin Anavarza’nın kazılması için Adana’da olağan üstü bir lobi oluşturuldu. Bu projenin Adana’ya ve bölgemize ne kadar katkısı olacağı yöneticilerin malumuydu. Beni davet ettiler ve destek vereceklerini söylediler. Açıkçası çok etkilendim. Aslında böyle olması gerekiyor ama yöneticiler bu vizyona sahip değillerse bu süreç hiç yaşanmıyor.

 

'Sadece akademisyenlerin zorlamasıyla büyük ölçekli kazı çalışmaları yapmak mümkün değildir.'

 

Sadece akademisyenlerin zorlamasıyla büyük ölçekli kazı çalışmaları yapmak mümkün değildir. Yerel destek bulamayan çalışmalar ölçeğini büyütemez ve sadece bilimsel sonuç almak anlamında yararlı olabilir; ancak işin toplumsal boyutu eksik kalır. Arkeoloji, turizmin en önemli kaynaklarından biridir. Arkeolojik çalışmalar sonucunda bölgeye turist kafilelerinin gelmesi, o yerleşimin sakinlerine yeni ufuklar açar. Bölgeye para girişi olur ve ekonomi hareketlenir. Ören yerinden kazanç sağlandığını gören insanlar arkeolojik eserlere zarar vermez ve onları korur.  Korunmuş olan arkeolojik eserler daha fazla turist çeker. Bu bir zincirdir. Bu zincirin ilk ve en önemli halkası yerel yöneticilerin ve belediyelerin arkeolojik çalışmalara destek sağlamasıdır.

A.A.: Çukurova bölgesi arkeoloji olarak çok zengin bir bölge. Sizce başka öncelikli kazılması  gereken nereler var?
M.D.: Kazı yapmanın ne denli zor bir prosedürü olduğuna biraz önce kısmen değindim. Bunlara bir ekleme daha yaptıktan sonra ve Çukurova tanımını da biraz geniş tutarak sorunuza yanıt vermek isterim. Kazı yapılacak antik kentler çoğu zaman Anavarza kadar şanslı olamıyor maalesef. Bunun nedeni modern yerleşimin antik kentin üzerinde olmasından kaynaklanıyor. Anavarza’da yaklaşık 150 hektar hazine arazisi var ve bu alanın üzerinde büyük ölçekli bir modern yerleşim yok. Ancak bunun tam tersi örnekler de var. Antik çağın en önemli metropollerinden olan Tarsus (Tarsos), Antakya (Antiokheia), Silifke (Seleukeia) gibi kentler modern ilçelerin altında kalmışlardır.
Şimdi sizin sorunuza dönecek olursak, öncelikli kazılması gereken merkezler de aslında bunlardır. Nitekim bir karşılaştırma yapmak gerekirse, bu üç kenti tıpkı Anavarza gibi, Efes ile, Roma ile veya Pergamon (Bergama) ile mukayese etmek doğru olur. Ancak modern ilçelerin altında kalan antik kentleri ortaya çıkarmak veya kazmak çok başka sorunlara neden olduğu için tercih edilmemektedir.
Sorunları görmeden sorunuza cevap vermek gerekirse, yukarıda saydığım üç dev kentin yanı sıra, Anamur (Anemurium), Kızkalesi (Korykos), Karataş (Magarsos), Misis, Şar (Komana), Yumurtalık (Aegeai) gibi bilimsel, kültürel, görsel ve estetik açıdan muhteşem antik kentler ilk anda akıllara gelenlerdir.

 

'Kentin ortasında dev bir höyük var ancak kazı yapılamadığı için Adana’nın geçmişi hakkında pek az bilgiye sahibiz.'

 

A.A.: Tepebağ için neler söyleyeceksiniz?
M.D.: Tepebağ konusu bana çok ilginç geliyor. Kentin ortasında dev bir höyük var ancak kazı yapılamadığı için Adana’nın geçmişi hakkında pek az bilgiye sahibiz. Bu pek alışılmış bir durum değil. Tepebağ Adana’nın belleğidir. Adana’nın tarihi Tepebağ kazıldıktan sonra tekrar yazılacaktır. Bu konuda yeni gelişmeler olduğunu da biliyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Zihni Aldırmaz’ın koordine ettiği bir toplantıda ilgililer tarafından bu konu etraflıca masaya yatırıldı. Müze Müdürü Sayın Kazım Tosun’un da katkılarıyla yakın zamanda çalışmaların başlayacağını umuyorum.

İlk kazmanın vurulduğu 25 eylül 2012 günü tüm ekip, protokol ve köy halkı oradaydı. Herkeste ayrı bir heyecan vardı. Başta Murat Durukan olmak üzere ben bu heyecanın hiç bitmeyeceğine inanıyorum. Eminim ki Anavarza çok görkemli bir tarihî ve turistik mekan olarak güzel günlerine kavuşacak. Bizlerde heyecan ile takip edeceğiz ve kazılması gereken diğer yerlerin kazıya başlanması için yeni kahramanların çıkmasını bekleyeceğiz.




Sayı 11 (Kasım - Aralık 2012)

Bu yazı 2840 defa okundu.