ADANALININ MİSAFİRPERVERLİĞİ

Toplumsal Tarih dergisinin Ağustos 1998 tarihli 56. sayısında Pertev Naili Boratav’ın, Avusturyalı Türkolog Andreas Tietze’ye adanan bir kitap için yazdığı “Bir Varmış Bir Yokmuş… (Anılar)” adlı yazısına yer verilmiş. Folklor ve halk edebiyatıPertevNailiBoratav çalışmalarının değerli hocası Pertev Naili Boratav, 1948’de Behice Boran, Niyazi Berkes gibi aydınlarla Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ndeki görevinden uzaklaştırılmış ve yurt dışına çıkmıştır. 1998 yılında Paris’te yaşamını yitiren Boratav’ın oğlu Korkut Boratav tarafından Toplumsal Tarih dergisine ulaştırılan bu yazıda, Pertev Naili Boratav Türk halk edebiyatı, Türk dili tarihi, Türk bilmeceleri, Türk gölge oyunu gibi alanlarda çalışmaları bulunan dostu ve meslektaşı Andreas Tietze ile anılarına yer veriyor.

İşte bu anılar içerisinde “Adanalıların misafirperverliği” ile karşılaşıyoruz. İsterseniz sözü Boratav’a bırakalım:

“1947 Şubatında üç arkadaş Ankara’dan Adana’ya uçuyoruz. O sıralarda Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Fransızca öğretmenliği yapan, bir yandan da Gök Türk yapıtları üzerine doktora tezi hazırlamakta olan rahmetli Rene Giraud; Paris’teki, üstadı Jean Deny’nin kürsüsünde Türkçe öğrenimini bitirmiş olup dilimizin konuşulduğu yerlerdeki türlü özelliklerini iyice öğrenmek için memleketimize gelmiş olan Louis Bazin; ve bendeniz… Amacımız Türkmen ve Yörük yerleşmesi köylerde dil ve folklor derlemeleri yapmak. Mihmandarımız da Adana Müzesi Müdürü Naci Kum. Adana’da otobüsle Ceyhan ilçesine, oradan da bir kaptıkaçtı ile İmren köyüne varıyoruz. Bizi köy bakkalının evine konduruyorlar. Burası aynı zamanda köy kahvesi işini görürmüş. Geceleri İmrenlilerden ve civardakilerden, sözü sohbeti dinlenir kişilerle geç saatlere kadar muhabbet ediyoruz. O zamanlar ses makinalarımız yok; anlatılan hikayeleri, çağrılan türküleri çalakalem yazıyoruz. Bir akşam güzel sesli bir İmrenlinin çağırdığı türküler arasında bir tanesi dikkatimi çekti: Çukurova’da bir çetenin düşmanla savaşını anlatıyor türkü, ama düşman Rus. Türkü sona erince yanımda oturan türkücüye: “Yahu! Rus buralara kadar gelmemiştir hiçbir devirde” diyorum. O benim kulağıma eğiliyor, “Aslında, diyor, o çetelerin savaştıkları Fransızlardır; hani Seferberliğin sonunda buralara geldiler ya.. Ama ben, misafirlerimize saygısızlık olmasın, onları gücendirmeyelim diye Fransızı Rusa çevirdim.”

Adana’ya dönüşümüzde bu olayı Ferit Celal Güven’e anlatmıştım. O sırada o Adana’da “Türk Sözü” gazetesini çıkarırdı. O kadar duygulandı ki rahmetli dostum: “Bizim köylümüzün bu inceliği duyurulmaya değer. Gazetede bir fıkra konusu yapacağım bu anlattıklarını” demişti.

Ferit Celal Güven de kendisine anlatılan bu olaya, Boratav’a söylediği gibi gazetedeki köşesinde yer verir. 25 Şubat 1947 tarihli Türksözü gazetesinde “Esinti” adlı köşesinde “Türkün İnceliği” başlıklı bir yazı yazar. Ferit Celal Güven, Adana köylüsünün bu jestinden, misafirperverliğinden bazı ayrıntıların farklı olması dışında, coşkun bir dille bahsetmiştir. İşte o yazıdan bazı bölümler:

“İki haftadan beri, Adana’mızda bulunan iki Fransız halk bilgileri uzmanı, yanlarında bir Türk arkadaşıyla, folklor etüdleri yapmak üzere Ceyhan’a, oradan da Türkmen ve Cerit oymaklarının yerleştikleri köylere gitmişlerdi.
Köylülerimiz bu yabancı ilim adamlarına karşı, Fransız olduklarını bile bile o derece misafirperverlik göstermişlerdir ki, bu ilim adamları bu misafirperverliğin heyecanını, tatlı hatırasını saklı tutamıyorlar.
İşin güzel ve ince tarafı, bu bilginler, oymaklar arasında söylenen türküleri, destanları toplarken, iyi Türkçe bildikleri için, bazı yerlerin atlandığını hissetmişler; türkülerde, destanlarda atlanan bu yerler, Çukurova savaşında Fransızlar için söylenen bir takım acı sözlermiş.

(…)

Türk köylüsünün bu inceliğine, bu zarafetine, bu misafir sayarlığına acaba dünyanın hangi salonlarında, hangi olgun insan kalabalığında tesadüf olunur. Bu ne sevimli asil bir jest!

(…)

Kendimizi unutup kabalaştıkça, yalnız nefsimizi, kendi hareketlerimizi beğenip, başkalarını hiçe saymak zaaflarına düştükçe, ecdat terbiyesini ve karakterini, büyük bir kıskançlıkla içinde saklı bir hazine gibi tutan, sırasında buradan asil cömertlikler yapan, halk ve köylü kaynaklarına başvurarak, sivrileşen, sertleşen taraflarımızı düzeltmeliyiz.”

Adana insanının sıcakkanlılığı hem kavgada hem dostlukta kendini gösteriyor. Aslında hem işgalci karşısında hem misafir karşısında aynı davranışı gösteriyor hemşehrilerimiz: “insanlığı!”




Sayı 16 (Eylül - Ekim) 2013

Bu yazı 2104 defa okundu.