'A moment of happiness is worth a lifetime' Dostoyevski'nin Aura'sı mıydı Yoksa Hayat mı!

‘Epilepsim gittikçe kötüleşiyor ve beni ümitsizliğe sürüklüyor. Her nöbetimden sonra bazen haftalarca süren yaşadığım kederi bilemezsin. Mümkün olan en kısa zamanda epilepsi konusunda bir uzmanı görebilmek için Berlin (Romberg) ve Paris’e (Trosseau) gideceğim. Rusya’da bu konuda uzman yok ve buradaki çelişkili önerilerde bulunan doktorlara güvenim kalmadı’.

‘Dönüş yolumda aniden epileptik nöbet geçirdim. Bu karımı çok korkuttu, bense üzüntü ve depresyon içindeyim. Doktor, epilepsim olduğunu ve boğazımın kasılması nedeni ile bu nöbetlerden biri sırasında boğulabileceğimi söyledi. Yeni ay sırasında da dikkatli olmamı önerdi’.

İlginç olarak, Moritz Heinrich Romberg de (Nörolojide kullanılan 'Romberg işareti' ni tanımlayan o dönemde yaşamış ünlü hekim) bu tip epileptik nörolojik tablo ve ay arasında ilişki olduğuna inanıyordu. 1850’de Romberg, epilepsinin seyri üzerinde ayın (özellikle yeni ve dolunayın) gezegensel etkisinin olduğuna dair bilgilerin antik dönemlere kadar gittiğini, bu konuda şüpheler olmasına rağmen bazı gözlemlerin bu bilgileri doğruladığını not etmiştir.

Dostoyevski'nin bir tanık varlığında geçirdiği ilk epileptik nöbet (sara) için en makul açıklama Ekim 2014'de 22 yaşında ikendir. Askeri Mühendis Akademisi'nde okul ve oda arkadaşının anımsadıkları: 'Yürüyüşte iken defalarca nöbeti oldu. Bir keresinde, Troitsky sokağında yürürken cenaze tören alayına rastladık. Dostoyevski hızla bir yana döndü, eve dönmek istedi, ancak, birkaç adım attıktan sonra çok şiddetli bir atak geçirdi. Yoldan geçenlerden yardım alarak bir eczaneye götürdük, kendine gelmesini güçlükle sağladık. Böyle nöbetlerden sonra genellikle 2-3 gün süreli depresyona girerdi'.

İlk doktoru ve arkadaşı olan Stefan Ianovsky de ilk nöbetlerine şahit olanlardandı. Onu, sokakta nöbet geçirmiş halde askerler yardım ederken görmüştü.

Dostoyevski'nin oğullarından biri de muhtemelen ensefalit (beyin iltihabı) ile ilişkili uzamış epilepsi atağı nedeni ile ölmüştü. Veremden ölen ilk karısından sonra katibe olarak işe aldığı ve sonradan evlendiği ikinci karısı epilepsiden korkmuyordu ve ona büyük destek oluyordu. Kocasının hastalığı hakkında şu sözleri söylemiştir: 'Hastalığı en çok 4 ay ara veriyor, bazen her hafta oluyordu. Haftada 2 kez olduğu kötü zamanlar ve saatler sonra ikincisinin tekrarladığı sık nöbetleri de olabiliyordu. Normal bir insanın çıkaramayacağı korkunç bir çığlık sesi ile odasına gittiğimde yüzü kasılma nedeni ile buruşmuş, tüm vücudu sallanır halde bulurdum. Bu anlar genellikle geceleri olurdu. Bu nedenle geniş ve alçak yatakta yatardı. Bu hastalığın tedavisi yoktu. Tek yapabildiğim gömleğinin düğmesini gevşetmek ve başını ellerimin arasına almaktı'.

Dostoyevski'nin doktorlarının isimleri ve onunla ilişki bir literatürde '19. yüzyılda nöroloji' isimli bir alt başlıkta adı geçen hekimler, bir nörolog olarak beni heyecalandırmıyor desem yalan olur. CE Brown-Séquard, JM Charcot (ilk nöroloji profesörü), Romberg, Trosseau... Bizim kitaplarını ve makalelerini okuduğumuz bu ünlü hekimler-nörologlar Dostoyevski'nin doktorlarıydı. Ne yazık ki, o dönemde bu hastalık ve birçok hastalık için yapılabilecekler çok azdı. Ve bromid epilepsi tedavisinde Dostoyevski ile birlikte bir kez daha karşımda. Epilepsisi olan Van Gogh 'un da o dönemde bromidle tedavi edildiği bildirilmiştir.

Dostoyevski'nin tıp ve doktorlarla ilişkileri hiçbir zaman çok iyi değildi. Otobiyografisi özelliğinde olan 1865'de yazdığı 'Yeraltından Notlar'ın açılış paragrafı bu durumu açıklıyor: 'Ben hasta bir insanım... Huysuzum. Hiçbir cazibesi olmayan biriyim. Karaciğerimin hasta olduğunu düşünüyorum. Ancak, hastalığımla ilgili ne doğru dürüst bir şey biliyorum ne de galiba tam olarak neremin hasta olduğunu. Tıbba ve doktorlara saygı duymama rağmen tedavi olmuyorum, hiçbir zaman da tedavi olmadım. Üstüne üstlük aşırı batıl inançlıyım; hiç olmazsa tıbba saygı duyacak kadar'.

Dostoyevski'de nöbet ve auralar (sara öncesi hissedilen her türlü duyum, belirti) romanlarındaki karakterlerde kimlik bulur...

'Öteki'de tarif edilen karanlıkta bir görünüp bir kaybolan kendi ikizinin Dostoyevski'nin yaşadığı iktal otoskopisi (nöbet sırasında kişinin kendini dışardan görmesi) olup bu deneyimle Golyadkin karakterini oluşturmuş olabileceği ileri sürülmektedir.

'Mr. Prokharchin' hikayesinde jeneralize nöbet sonrası karakterin dilini oynatamaması ile iktal afaziye (nöbet sırasında konuşamama) işaret edildiği, alkollü olmadığı, bayıldığı, birisi tarafından vurulduğu veya inme geçirdiği gibi ihtimalleri sıralayarak nöbetin ayırıcı tanısına da gittiği belirtilmektedir.

'Ev sahibi'nde hikayenin kritik bir anında kahramanda jeneralize bir nöbet tarifleniyor.

'Ezilmiş ve Aşağılanmışlar'da birçok jeneralize nöbet sonrası gelişen bilinç ve konuşma bozukluğu (postiktal konfüzyon ve disfazi) tanımlanmıştır.

'Budala'da Prens Myshkin epileptiktir. Yarı bilinçli halde dolanırken jeneralzie tonik-klonik nöbet ile sonuçlanan otomatik hareketler ve birçok kompleks parsiyel nöbetleri olur. Myshkin epileptik aurasını da tanımlar. Nöbet öncesi ekstazi hissi yaşar: 'beyin ve kalbim yoğun bir ışıkla doldu, içerden gelen bir ışık ruhumu aydınlattı'. Bu anda yaşadığı sınırsız mutluluğun tüm ömre değecek kadar güçlü olduğunu tanımlıyor.

'Ecinniler'de Dostoyevski 19. yüzyılda Rusya toplumunda nihilizm inancını inceliyor. Bir ateist olan Kirilov, dünya ile ilgisi olmayan uğruna hayatını verebileceği 5-6 sn süreli ekstatik auralarını anlatıyor.

'Karamazov Kardeşler'de sık sık epileptik nöbet geçiren Smerdyakov babasını öldürdüğünü saklamak için nöbet taklidi yapar.

Dostoyevski'nin yazılarında kullandığı en çok sevdiği kelimenin 'aniden' (suddenly) olduğu belirtilmiş. Romanlarında birçok olay hazırlıksız ve açıklama olmadan aniden başlar, tıpkı nöbetleri gibi denilmekte.

Freud'a göre bu kadar olağanüstü düşünsel eserleri olan birisinin organik bir hastalığının olması mümkün değildi ve Dostoyevski'nin geçirdiği nöbetler psikojenikti; ancak Helmhöltz gibi parlak zekaya sahip birisinin de epilepsiden etkilenmiş olduğunu bilmesi nedeniyle ileri sürdüğü kendi düşünceleri hakkında şüpheleri vardı.

Dostoyevski'nin nöbet tipi konusunda birçok yorum yapılmış, hemen hemen birçok nöbet tipine sahip olduğu belirtilmiştir. Ancak, epilepsinin araştırılma tekniklerinin gelişmesi ile son yıllardaki makalelere ait yorumlar muhtemelen en makul olanlarıdır. Ekstatik auraları (nöbet öncesi hissedilen mutluluk verici duygular) olması nedeni ile bu auralar başlangıçta beynin temporal lobu ile ilişkilendirilmiş. Sonraki çalışmalar ile otonom sinir sistemi, duyusal işlevler ve tad almadan sorumlu olduğu ileri sürülen insular korteksin fonksiyonu ile ilişki olmasının daha muhtemel olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca Dostoyevski'nin kumara düşkün, sinirli, aşırı duyarlı ve içe kapanık oluşu epileptik kişilik özellikleri olarak değerlendirilmiştir.

‘A moment of happiness is worth a lifetime (bir anlık mutluluk tüm ömre bedeldir)’ düşüncesi Dostoyevski’nin muhtemelen epileptik aurasının bir esintisiydi. ‘Yeraltından Notlar’ın ikinci bölümü olan ‘In Apropos of the wet snow (Sulusepkene Dair)'da yarı bilinçlilik hali olan dreamy state ve deja vu hislerini de içeren fenomenleri tanımlamıştır: ‘Yine de ilginçti: o gün olan her şey, şimdi uyanırken karşımda, sanki çok çok uzun zaman önce yaşamışım gibi’. Ve belki de Dostoyevski’nin ekstatik aurası deja vu fenomeninin mübağala edilmiş hali idi.

Dostoyevksi’nin doktorları, epileptik ataklarının önlenmesi için defalarca yazmamasını önermişti. Kendisi de fazla konsantre olmanın ve uykusuzluğun epilepsi üzerine kötü etkisi olduğunu notlarında onaylamıştır. Neyse ki, hem okurları hem de kendisi için, çünkü edebiyatın zihinsel sağlığına iyi geldiğini söylüyordu, önerilere uymadı ve sonuna kadar yazdı.

Dostoyevski hastalığını akıllıca kullanıp yaşadığı acıları sanatı ile birleştirmiştir. Hayatının üçte ikisinde epilepsiden muzdarip olan ve bu tablonun değişken doğasının bilincinde olan Dostoyevski, epilepsiyi farklı yaş, cins, sosyal statülü karakterler olarak eserlerinde betimleyerek birçok yazardan daha fazla oranda o dönemde epilepsi hakkında bilinçlenmeye katkıda bulunmuştur. Özellikle 'Budala' ve 'Ecinniler’de kendi yarı bilinçlilik (dreamy state), düşünsel veya ekstatik auralarını kullanması nedeni ile epilepsisi kimi zaman yaşamının pozitif bir kısmıymış gibi yanlış yorumlanmıştır. Aslında gerçekte böyle değildi, yakınlarına ve doktoruna da söylediği gibi Dostoyevski, epilepsiyi kendisinde parçalanma duygusu, hafıza problemleri ve hayattan zevk alamamasına neden olan bir yük olarak düşünüyordu: 'Sorun şu ki, 25 yıldır, Sibirya'da başlayan epilepsiden muzdaripim. Hastalık, yavaş yavaş yüzleri ve olayları hatırlamamı engellemeye başladı. O kadar ki, romanlarımın içeriğini ve detaylarını bile unuttum. Bu nedenle zamanı, yerleri ve toplantımız olduğunu unuttuğum için bana kızmayın.'

Dostoyevski'nin eserlerine, üzerine yazılmış kitap ve yazılara, bilimsel makalelere şöyle bir göz gezdirmiş birisi olarak ona hayranlık duyduğumu söylemek gibi basit bir cümle kurarak ilgimi anlatmaya başlamak istiyorum. Nedenini birazdan açıklayacağım. Özellikle kullandığı bazı cümleler sanki bir kenarda durmalı ve arada bir okunmalı: 'Tümümüz, yaşama alışmamış kişileriz' diyor kahramanlarından biri. Ben de üzüntülü zamanlarımda 'bu dünyaya sığnaşamadım' cümlesini tekrarlarım. Karşılaştığımız zorluklar karşısında hayat ya da dünya bize yabancılaşıyor, kaybolmuş hissettiriyor belki de. 'Ölüler Evinden Anılar'da ise 'İnsan her şeye alışan bir yaratıktır' diye yazmış. Zıddı gibi olan cümleler aslında çok farklı şeylerden bahsediyor. Sanatını çok iyi anlayabildiğimi söylemem mümkün değil. Lise yıllarında okumaya çalıştığım 'Suç ve Ceza'yı tekrar okumaya çalışırken yine zorlandığımı söylemeden geçemeyeceğim. 'Yeraltından Notlar'ı okurken kendime 'oku ve bitir' komutu verdim. Eserleri belki defalarca okunmalı, sonra başka yazarların da eserlerini okuduktan sonra dönüp tekrar okunmalı belki de. Artık içinden ne çıkarabilirsek.

'Her şeyin bilincinde olmak hastalıktır, hakiki ve tam bir hastalıktır. Ama her şeye rağmen şundan kesinlikle eminim ki, bilincin sadece az değil, eser miktarı dahi hastalık demektir', diyen farklı dünyalar arasında gidip gelen ve her iki dünyaya da uyum sağlayan Dostoyevski çevresinde olup biten her şeye rağmen yazmaya devam etmiştir.

Bütün hayatı acılarla geçmiş olan (diktatör bir baba, idamdan son anda kurtulma, sürgün, kendisini farklı dünyalara götürüp getiren sık epilepsi nöbetleri) Dostoyevski acısız mutluluğun olamayacağını, hatta acının daha büyük bir zevk verdiğini savunmuştu, bu nedenle bir anlık mutluluk belki de bir ömre yeter de artardı bile.

Bir önceki yazımda konuklarımdan biri olan Cemal Süreya'nın Dostoyevski'ye olan ilgisi de şüphesiz beni çok etkilemişti: 'Dostoyevski'yi okudum, o gün bugündür huzurum yok'. Dostoyevski'yi okumuşsa Cemal Süreya bir süre sonra sindirebilirdi, hele de bu kadar çok edebiyatla ilgili birisi. Onu nasıl sürekli bir etki altına almıştı. Söyleşilerinde okuduklarından bahsederken 'Paris Esrarı ise beni, sanırım, Dostoyevski'ye fırlattı' sözleri ile ona ilk ilgisinin başladığı anı anlatıyor. İlkokul üçüncü sınıfta ağabeyinin getirdiği 'Suç ve Ceza'dan sonra döne döne okumuş Dostoyevski'yi. 'Karamozov Kardeşler'i beş kez okumuş. Kendi hayatında da onun kahramanlarının karşılığını bulmuş: 'Razmuhin'i olmadığı için biraz hüzünlü bir Raskolnikov gibi yürürdüm. Sonya'm da yoktu...'

Şimdiye kadar yazdığım sanatçıların var olan hastalıklarına, nörolog olmam nedeni ile tabi özellikle nörolojik hastalıklarına, ki sanatla birlikte konuşulabilecek en uygun hastalıklar da bence nörolojik hastalıklar, vurgu yaparak sanatları ile hastalıklarını nasıl birleştirdiklerine özellikle bilimsel verilerle dikkat çekmeye çalıştım. Benim dikkat çektiğim bu özellikleri bilim adamları mevcut eserleri ile çoktan ortaya koymuş. Ben naçizane bu verilerden faydalanarak bu bilgileri biraz daha bilinir hale getirmek istiyorum. Bu yazılarla hastalıksız sanat olmaz demiyorum, gerçek sanatçılar hastalığı da çok güzel sanata çevirir diyorum.



Kaynaklar:

  1. Iniesta I. Epilepsy in Dostoevsky. Prog Brain Res. 2013;205:277-93.

  1. Iniesta I. Epilepsy in the process of artistic creation of Dostoevsky. Neurologia. 2014;29(6):371-8.

  1. Tényi D, Rajna P, Janszky J, Horváth Z, Tényi T, Gyimesi C. [Dostoyevsky's epilepsy in the light of recent neurobiological data]. Ideggyogy Sz. 2014;67(1-2):52-5.

  1. Wolf P. The epileptic aura in literature: aesthetic and philosophical dimensions. An essay. Epilepsia. 2013;54(3):415-24. doi: 10.1111/epi.12051.

  1. Voskuil PH. Epilepsy in Dostoevsky's novels. Front Neurol Neurosci. 2013;31:195-214.

  1. Horváth Z. [Dostoevsky's epileptic experiences and his descriptions of epilepsy in the mirror of modern neurology]. Orvostort Kozl. 2011;57(1-4):69-95.

  1. Nakken KO1, Brodtkorb E. [Epilepsy and religion]. Tidsskr Nor Laegeforen. 2011;131(13-14):1294-7.

  1. Seneviratne U. Fyodor Dostoevsky and his falling sickness: a critical analysis of seizure semiology. Epilepsy Behav. 2010;18(4):424-30.

  1. Lima AF, Gallian DM. Dostoyevsky and epilepsy: between science and mystique. Arq Neuropsiquiatr. 2010;68(1):140-2.

  1. Iniesta I. [Neurology and literature]. Neurologia. 2010;25(8):507-14.

  1. Sengoku A. [Kumagusu Minakata with temporal lobe epilepsy: a pathographic study]. Seishin Shinkeigaku Zasshi. 2006;108(2):132-9.

  1. Sirotkina I. [The pathography of Dostoyevsky or the dangers of being the Father of the Idiot]. Gesnerus. 2005;62(1-2):33-49.

  1. Hughes JR. The idiosyncratic aspects of the epilepsy of Fyodor Dostoevsky. Epilepsy Behav. 2005;7(3):531-8.

  1. Baumann CR1, Novikov VP, Regard M, Siegel AM. Did Fyodor Mikhailovich Dostoevsky suffer from mesial temporal lobe epilepsy? Seizure. 2005;14(5):324-30.

  1. Hughes JR. Did all those famous people really have epilepsy? Epilepsy Behav. 2005;6(2):115-39.

  1. Altschuler E. Familial neuro-oromotor dysfunction syndrome with dysmorphia in Dostoyevsky's Crime and Punishment. Arch Otolaryngol Head Neck Surg. 2003;129(12):1357.

  1. DeToledo JC. The epilepsy of Fyodor Dostoyevsky: insights from Smerdyakov Karamazov's use of a malingered seizure as an alibi. Arch Neurol. 2001;58(8):1305-6.

  1. Senanayake N. The Idiot, Dostoyevsky, and epilepsy. Ceylon Med J. 2000;45(4):160-1.

  1. Aarli JA. Tryggve Andersen: epileptic hallucinations in the 1890s, fact or fiction? Epilepsia. 1995;36(3):308-15.

  1. Retamal P. [Psychopathological considerations on the diagnosis of Feodor Dostoevski's illness]. Actas Luso Esp Neurol Psiquiatr Cienc Afines. 1983;11(3):231-4.

  2. Dostoyevski. Yeraltından Notlar. İtahi yayınları; 2. baskı; 2014, İstanbul.

  3. Henri Troyat. Dostoyevski. İletişim Yayınları 1-2. baskı; 2004-10, İstanbul.

 




Sayı 25 (Mart - Nisan 2015)

Bu yazı 5894 defa okundu.