2050 Yılının Adanası...

     İnsanoğlunu anlamak ne zor şey. Bir çok tezat ile yaşar. Hem sevip hem nefret eder. Ya da hem kızıp hem affeder. Tanrının gönderdiği tüm duygularla baş etmek ve en önemlisi yaşamak zorundadır.

     Her gün televizyonlarda izlediğimiz haberler, diziler, yarışmalar… Bazen ne çok kızıyoruz. Bazen de mutlu olmak için bahanemiz oluyor. Tıpkı yaşamak zorunda olduğumuz şehirlere hissettiğimiz duygular gibi…

     Adana kimilerine göre koca bir köy, kimilerine göre muhteşem bir yer, kimlerine göre ise yaşaması en kolay şehirlerden. Bir saat sonra dağlara çıkabilir kar topu oynayıp, ormanlıklar arasında kaybolabilirsiniz. Yarım saatte denize girip tatil yapabilirsiniz. Kentin içinden geçen nehir ve göl sayesinde eşsiz bir şehir manzarasına bakıp fotoğraf çekebilirsiniz. Peki ama bizler neden hala mutlu değiliz? Bu güzellikleri görmemizi bile unutturacak hangi sorunlar var bu şehirde.

     Maalesef yönetilememekten yakınan aydın bir kesime ve umudu kalmamış gençlere de sahip bu şehir. Aslında bizim kentimizin durumu, ülkenin içinde bulunduğu sistemi, toplumun dejenere olmasını ve vurdum duymaz siyasileri de içine alan büyük bir sorun.

Neden Mutsuzuz?

     Arkadaşlarım ile bu konuyu masaya yatırdık ve uzun uzun tartıştık. Özellikle gördüğümüz her şehir ile kıyaslama yapmanın da doğru olmadığı düşüncemizde hem fikirdik. Londra ile nasıl kıyaslayabilirsiniz Adana’yı? Ama ondan yıllar sonra büyükşehir olmuş komşu illerle kıyasladığınızda durumun ne kadar vahim olduğunu görüp üzüldük. Ve bizim mutsuzluğumuzun belediyecilik anlamında ne kadar çok olduğuna karar verdik. Ve ne zaman çözüleceği konusunda hem fikir olduk. Ne zaman mı? 2050 yılında. O da bir umut. Bizler görür müyüz onu da bilmiyoruz tabi.

     Hikayemiz şöyle;

Yıl 2050. Adana…

     Şehrimizde muhteşem bir metro ağı var. Üniversite öğrencileri otobüslerde saatlerini harcayıp ayakta gidecek olmanın stresini düşünmek yerine, sadece hangi istasyonda ineceğini düşünüyor. Ne güzel değil mi?

Havaalanında yada terminalde yolculuk yapan insanlar, bir de nasıl şehre gideceğiz derdini yaşamıyor. Her on dakikada bir hareket eden metromuz ile şehrin her yerinde yapılan duraklarda inilebiliyor.

Sokağımızın kaldırımları kırk beşinci defa yenilendikten sonra artık yenilenmeyeceği müjdesini belediye ekiplerinden almış olmak çok büyük bir mutluluk. Büyüklerimizin milli servet diye sızlanamayacak olması daha büyük bir sevinç.

Yeni bir enerji ürünü bulunduğundan bu yana , doğalgaz boruları için sürekli kazılan sokaklarda mahsur kalmak artık eskilerde kalacağa benziyor. İnanamıyoruz hala.

Adana’da yapılan büyük sanat kompleksi inşaatı sonunda bitti. Artık sergiler açılabilecek büyük salonlar var. Şahin Kaygun sergisinin memleketinde açılacağının müjdesini almak ne güzel bir duygu. Sanattan anlayan belediye başkanı çıkmaz diyen insanlar utandılar sonunda.

Bu yıl 23. Altınkoza Film Festivalinin yapılacağının ilan edilmesi ile şehirde şok yaşanmakta. İptal edilecek mi endişesi ise cabası.

Şehirde yapılan 15896 parktan sonra belediyeler park yapmamaya karar verdi. Bu kararda boş alan kalmamasının da etkisi büyük sanırım.

Vizyon Sahibi Başkan

İşte arkadaşlarım ve benim 2050 yılındaki Adana öngörümüz bu. Umarım biz haksız çıkarız ve bu sohbet komik bir anı olarak kalır. Hayalimiz, tüm bu olumsuzluklar için vizyon sahibi, sihirli değneğe ihtiyacı olmadığının farkında olan bir belediye başkanı çıkması ve aslında görevi olan ve çok da zor olmayan Adana’nın bu sorunlarını düzeltmesi.

Son olarak;

Ve umarım sadece şehrimiz için değil, ülkemiz içinde tüm bu kötü günleri geride bırakır hep beraber yaşamanın değerini anlarız.




Sayı 29 (Kasım - Aralık 2015)

Bu yazı 1533 defa okundu.